İŞ VE UĞRAŞA
GÖRE KAZANÇ BELİRLEME
I- Tüccar ve
sanayiciler
1) Trafik
kazasında ticarethane sahibi ölmüş, destekten yoksun kalan yakınlarının
açtıkları tazminat davasında dinlenen tanıklar, ölenin yüksek bir kazancı
olduğunu söylemişler, ancak kesin bir rakam verememişlerdir. Davalı tarafın
isteğiyle ticari defterler ve vergi kayıtları getirilmiş ve olay öncesi son iki
yıla ilişkin gelir bildirimlerinin, Hayat Standardı Temel Gösterge rakamlarıyla
aynı olduğu görülmüştür. Davacılar ölen kişinin işini sürdürecek durumda
olmadıklarından, mağazayı başka bir kimseye devretmişlerdir. Bu durumda, tanık
anlatımları yeterli olmadığı gibi, vergi bildirimlerine bakılarak gerçek
kazançları belirlemek de doğru değildir. Hatırlanacağı gibi, Yargıtay
kararlarına göre “kişinin gelirini düşük göstermesi veya gerçeğe aykırı beyanname
vermesi vergi mevzuatını ilgilendirir; zararın hesaplanmasında gözönünde
tutulacak kazançlar, vergi kayıtlarıyla bağlı kalınmaksızın araştırılmalı ve
saptanmalıdır.” Burada, ölenin gerçek kazançlarının belirlenmesinde iki yol
izlenmelidir: Birincisi, yapılan ticaret konusu, mağazanın bulunduğu yer, iş ve
satış olanakları, stokları ve yıllık cirosu keşif yapılarak uzman bilirkişi
aracılığı saptanmalıdır. İkinci yol, Ticaret Odasından bu çapta bir
ticarethanenin yıllara göre net kazançlarının ne olabileceğinin sorulmasıdır.
Bu iki yoldan yapılacak araştırma sonuç vermezse, ölen kişinin 1.sınıf veya
2.sınıf vergi yükümlüsü oluşuna göre Hayat Standardı Temel Göstergeleri net
rakamlarına (taban kazançlara) göre tazminatın hesaplanmasıdır. (Uygulamada bu
derecede ayrıntıya girilmemekte, yüzeysel bir değerlendirme ile
yetinilmektedir.)
2) Bir başka
örnekte, ticari işletme devredilmemiş, mirasçılar işe devam etmişlerdir. Burada
yoksun kalınan ölenin “beden ve beyin gücü”nün yarattığı ekonomik değerdir.
Tazminat hesabına esas kazancın tespiti yönünden yapılacak iş, Ticaret
Odasından bu çapta bir işyerini yöneten kişiye ödenmesi gereken ücretin ne
olabileceğinin sorulmasıdır. Kuşkusuz, bildirilmesi istenecek kazançlar, olay
tarihinden rapor (hüküm) tarihine kadar olan yılları kapsayan benzer (eşdeğer)
kazançlar olacaktır.
Bu konuda
Yargıtay kararlarında şu açıklamalar yer almıştır: 4.HD.14.02.2002 gün
2001/10851 – 2002/1841 sayılı kararında: “Desteğin ölümü ile aile şirketi
niteliğindeki servis şirketinin işleyişinde onun bedeni ve fikri katkısı ile
sağladığı gelir (kazanç) ortadan kalkmış, servis şirketi faaliyetine devam
ettiğinden kazanç tamamen ortadan kalkmamıştır. Bu nedenle şirketin işleyişine
desteğin fikri ve bedeni katkısı gözetilerek desteğin kazancının belirlenmesi
gerekir.” denilmiştir. 4.HD. 13.06.2002 gün 4903-7347 sayılı kararına göre de:
“Nakliyeci desteğin çalışabilir durumda olan kamyonunun geliri ayrıca hesaba
katılmaz. Desteğin bedeni ve fikri çalışması sonucu elde ettiği geliri kuşkuya
yer bırakmayacak biçimde belirlenerek destekten yoksun kalma tazminatı
hesaplanmalıdır.”
3) Anonim
Şirket ortağı iken kaza sonucu ölen kişinin desteğinden yoksun kalanların
tazminat hesabı, şirket kar paylarıyla veya miras paylarıyla
ilişkilendirilmeksizin, ölenin beden ve beyin gücünden yoksun kalınmasından
kaynaklanan ekonomik “değer kaybı”na göre yapılacaktır. Bilindiği gibi,
destekten yoksunluk, mirasçılık sıfatından ayrı ve bağımsız bir hak olup, eğer
destekten yoksun kalanlar aynı zamanda mirasçı iseler, ölenden kalan
malvarlıkları ve miras gelirlerinin destek zararlarını karşılayacağı ve bu
nedenle maddi tazminat isteyemeyecekleri biçimindeki görüşlerin yanlışlığı
bugün kabul edilmiş; haksızlığa ve haksız eylem sorumlularının tazminat
ödemekten kurtulmalarına yol açan bu yanlış ve zararlı anlayış artık terk
edilmiştir. Her malvarlığının mutlaka bir yöneteni vardır. Malvarlığının sahibi
aklını ve bedenini kullanarak onu yönetir,artırır, eksiltir; ticaret veya
sanayi işletmesi ya da çiftlik kendiliğinden gelir getirmez; bilgi, deneyim
birikimi ile girişim becerileri o malvarlıklarının kazanılmasını ve elde
tutulmasını sağlamıştır. Ölümle malvarlıklarının ve işletmelerin yönetim
gücünden yoksun kalınmıştır. Bu nedenle tazminat hesabının ölçüsü, ölen kişinin
“beden ve beyin gücünden yoksun kalınması” olacaktır. Yargıtay’ın son kararları
bu yöndedir. Örneğin 4.HD.06.12.2001 gün 11942-12312 sayılı kararında:
“Desteğin, bir şirkette pay sahibi bulunduğu, destek yerine başka bir kişinin
çalıştırılması durumuna göre destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanacağı”
açıklanmıştır.
4) Limited
Şirket ortağı iken ölen kişinin, metallurji mühendisi olduğu, iki yabancı dil
bildiği, dört yıl yurt dışında çalıştığı, onbeş yıldan beri metal ve döküm
sanayi dalında deneyimi bulunduğu, ortağının ekonomist ve işletmeci olduğu,
işleri birlikte yürüttükleri açıklanması ve belgelenmesine göre, tazminat
hesaplarına esas kazançların belirlenmesinde en sağlıklı yol, ilgili meslek
kuruluşundan veya ticaret ya da sanayi odasından bu çapta bir kişinin yıllık
ortalama kazançlarının ne olabileceğinin, kendi şirketi yerine aynı dalda
faaliyet gösteren bir kuruluşta görev alması durumunda kendisine ne kadar bir
ücret ödenebileceğinin sorulması; gelecek yanıta göre değerlendirme
yapılmasıdır.
5) Girişimci
ve iş adamı olarak, bir çok şirketler, fabrikalar, işletmeler kuran ve uzun bir
çalışma yaşamından sonra, işlerini oğullarına ve yakınlarına devredip kendisini
emekliye ayıran şirketler topluluğu yönetim kurulu başkanı, kaza sonucu
ölmüşse, mirasçıların büyük bir servetin sahibi oldukları, maddi yönden bir
kayıpları bulunmadığı, esasen babaları da sağlığında kendisini emekliye
ayırdığı, şirket yönetimiyle ilgilenmediği, çalışma yaşı sınırı olan 60 yaşını
da çoktan gerilerde bıraktığı gibi düşüncelerle, maddi tazminat (destekten
yoksunluk tazminatı) istenemeyeceği gibi bir sonuca varmak asla doğru değildir.
Ölen kişi, işlerden elini çekmiş gibi görünse de, deneyimleri ve bilgi
birikimleriyle her an ve her durumda şirketi yöneten yakınlarına “beyinsel destek”
sağlamayı sürdürecektir. Onun ölümüyle, işte bu destekten yoksun kalınmıştır ve
zarar hesabı buna göre yapılmalıdır. Ayrıca, başka örneklerde görüleceği üzere,
ölenin yetişkin çocukları maddi tazminat isteyemeseler bile, eşi, onun
yaşamının sonuna kadar her biçimde bedensel desteğinden yoksun kaldığından
maddi tazminat isteme hakkı bulunmaktadır.
II- Mülk ve
çiftlik sahipleri
1) Ölenden
bir çok taşınmazlar, kira gelirleri, çiftlikler ve benzeri malvarlıkları kalmış
olmasına bakılarak, mirasçılarının destekten yoksun kalmadıkları sonucuna
varılamaz. Çünkü, yukarda ilgili bölümlerde belirttiğimiz gibi, miras ile
haksız eylem arasında nedensellik bağı kurulamayacağı gibi, malvarlıklarının
kendiliklerinden gelir getirdiklerini ve bu gelirlerin destek zararını
karşıladığını düşünmek de yanlıştır. Yargıtay 4.H.D.15.01.2002 gün 12625-364
sayılı kararında belirtildiği üzere: “Çiftçilik ve besicilik yapan desteğin bu
işlerden elde ettiği gelirlere göre değil, onun salt bu işleri yapmasından
dolayı kişisel katkısı belirlenip tazminat hesabının bunun üzerinden yapılması
gerekir.” 4.H.D. 01.06.2000 gün 3098-5316 sayılı kararına göre de: ”Trafik
kazasında ölen desteğin beslediği sekiz adet hayvan ve ekip biçtiği üçyüz dönüm
araziden elde ettiği gelir ile ailesinin geçimini sağladığı anlaşılmaktadır. Bu
durumda, davacıların yoksun kaldıkları destekten yoksun kalma tazminatı,
desteğin ölümü nedeniyle bu arazi ve hayvanlardan benzer şekilde gelir elde
etmenin davacılara getireceği yük, diğer bir anlatımla, bu geliri elde etmek
için desteğin yaptığı işlerin bir başkası tarafından yapılmasının davacılara
neye mal olacağı uzman bilirkişiye hesaplatılmalı, bulunacak miktar destek
geliri kabul edilerek, buna göre destekten yoksun kalma tazminatı
belirlenmelidir. Yerel mahkemece, desteğin hayvancılık ve araziden elde ettiği
gelirin tümünün destek geliri olarak kabul edilmesi suretiyle destekten yoksun
kalma zararının hesaplanmış olması usul ve yasaya uygun olmadığından kararın
bozulması gerekmiştir.” HGK.25.05.1984 gün 1982/9-301 E.1984/ 619 K. sayılı
kararında da:”Destekten yoksun kalma ödencesi, desteğini yitiren kimse ile
desteğin yaşamaları olası süre içerisinde, ölen desteğin çalışarak
sağlayabileceği kazancından ayırarak yapabileceği yardım tutarının peşin ve
toptan ödetilmesidir.” denilmiştir. (YKD.1986/5-629)
2)
Gelirleriyle geçinen bir kimsenin ölümüyle, gelirlerde bir azalma olmasa dahi,
onun bedensel varlığının ortadan kalkmış bulunması da bir destek zararı olarak
ileri sürülebilmelidir. Çünkü mülkler kendiliğinden gelir getirmez; iyi bir
kiracı bulmak, kiraya vermek, sağlam bir sözleşme yapmak, her yıl artışları
izlemek bilgi, beceri ve deneyim gerektirir. Bankadaki paralar için de benzer
şeyler söylenebilir; karlı yatırımların araştırılıp doğru seçim yapılması, vadeli
hesaplar, yatırım fonları, hazine bonoları, tahviller hakkında bilgi sahibi
olunması, bunların günü gününe izlenmesi gerekir. Bütün bunlar, gelirleriyle
geçiniyor olsa bile, mülk ve para sahibinin bedensel ve beyinsel faaliyetini
gerektirir. Böyle bir kimse, hangi yaşta olursa olsun, eğer ölmüşse, onun beyin
ve beden gücünden, bilgi ve deneyiminden yoksun kalınmış demektir. İşte bu
yoksunluk “parasal” bir değerlendirme ile maddi tazminata dönüştürülecektir.
Böyle bir hesaplama yapılırken, zaten mirasçılara kalmış olan malvarlıkları ile
onların gelirleri dikkate alınmayacak, yani hesaplama dışında tutulacak;
destekten yoksunluğun ölçüsü ölenin beden ve beyin gücünden yoksunluğun “eder”i
olacaktır. Bunun anlamı, ölenin yaptığı işleri (kiralama ve yatırım işlerini)
aynı deneyime sahip birinin yapması durumunda, böyle bir kişiye ödenmesi
gereken ücretin birim alınarak tazminatın hesaplanması demektir. İşleri
yürütecek kişi, dışardan biri değil de, mirasçılardan biri olsa dahi,
üstlendiği işin “eder”i, yani bir anlamda yapılan işin ücreti maddi tazminat
hesabının ölçüsü olacaktır.
3) Kalıcı
sakatlığa uğrayan mülk, gelir, çiftlik ve benzeri malvarlıklarının sahibi,
işlerini yürütürken veya günlük yaşamını sürdürürken sakatlığı oranında
zorlanacağından, kazançlarında bir azalma olmasa bile, (bizce) hangi yaşta
olursa olsun, maddi tazminat isteyebilecektir.
III-Serbest
meslek sahipleri
1) Mimar
veya mühendis olarak bağımsız çalışan bir kimse ölmüş veya sakat kalmışsa,
tazminat hesabına esas kazançları belirlenirken, olabildiğince araştırma
yapılarak ve değişik kanıtlar ortaya konularak "gerçek kazançları”
saptanmalı, tazminat hesabı ona göre yapılmalıdır. Yukarda bir çok kereler
belirttiğimiz gibi, vergi bildirimleri hiçbir zaman gerçek kazançları
yansıtmayacağından, defterler ve vergi kayıtları yalnızca yapılan işin kanıtı
olarak değerlendirilmeli, kişinin gelirini düşük göstermesi tazminatın ölçüsü
olmamalıdır. Bu konuda kanıtların ve tanık sözlerinin yetersiz kalması
durumunda yapılacak iş, ilgili meslek kuruluşlarından görüş alınmasıdır. Somut
bir örnekte, kişinin geçmişte son beş yıllık faaliyetleri incelenmiş;
üstlendiği iki yıl süren büyük bir inşaattan yüksek kazanç elde ettiği, diğer
yıllarda gelirinin düşük olduğu veya zarar ettiği gözlemlenmiştir. Eğer burada
rakamlar gerçeği yansıtıyorsa, beş yılın ortalaması alınarak değerlendirme
yapılacaktır.
2) Şirket
ortağı olan mimar ve mühendislerin tazminat hesabı yapılırken, şirket gelirleri
ve kar payları ölçü alınmamalı; o şirket içinde mimarın veya mühendisin beden
ve beyin gücüyle ortaya koyduğu veya koyabileceği parasal değer, başka bir
deyişle, dışardan birinin aynı işi yapması durumunda ona ödenmesi gereken ücret
birim alınmalıdır.
3) Bağımsız
çalışan bir muhasebecinin kazançları da, vergi kayıtlarına bağlı kalınmaksızın,
aldığı iş sayısına, tuttuğu defter ve muhasebe kayıtlarına göre belirlenmeli;
iş sahipleriyle yaptığı sözleşmelerden yararlanılmalı, gerekiyorsa tanık
dinlenmeli; bütün bunların yetersiz kalması durumunda meslek kuruluşundan görüş
alınmalıdır.
4) Doktorun
muayenehaneden veya görev aldığı özel hastanelerden elde ettiği gelirler
gerçeği yansıtıyorsa sorun yoktur. Daha fazla kazanç elde edildiği ileri
sürülüyorsa, dayanakları gösterilmelidir. Hekimin uzmanlık dalı, meslekte
eskiliği, çalışma koşulları, muayenehanenin yeri ve benzeri araştırmalarla bir
sonuca varılabilir. Yineleyelim ki,vergi bildirimleri kazanç ölçüsü değildir.
Kanıt yetersizliği karşısında, Tabipler Odasından görüş alınmalıdır.
5) Veteriner
hekim trafik kazasında ölmüş olup, mesleği ve kazançlarıyla ilgili belgelerin
incelenmesi sonucu, 1992 yılı Veteriner Fakültesi mezunu olduğu, 1995 yılından
beri Çatalca’da serbest veteriner olarak çalıştığı, 2003 yılında 36.982.000.000
TL. gelir bildirdiği, kaza geçirip öldüğü aydan bir ay önceki 2004/Mayıs Geçici
Vergi beyanının 21.569.000.000 TL. olduğu saptanmış bulunmakla, (her ne kadar
Gelir Vergisi bildirimleri gerçek kazançları yansıtmaz ise de) belgelerdeki kazançların
yüksekliği ve başkaca kanıt ileri sürülmemiş bulunması karşısında, işlemiş
dönem zarar hesabı bildirilen kazançlardan vergiler düşülüp net tutarlar
üzerinden yapılmış; işleyecek dönem için 2004 yılı üç aylık kazançların
ortalaması alınıp aylık kazanç bulunduktan sonra, bunun yıllık tutarı her yıl
için % 10 oranında artırılmıştır.
6)
Avukatların kazançlarının saptanması en zor konulardan biridir. Çünkü
üstlendiği davanın ne zaman biteceği ve ne zaman vekalet ücretinin tamamını hak
edeceği bilinemez; uzun süren davalar yüzünden, avukatların kazançları, yıllara
göre çok farklı ve değişkendir. Bir dava sonuçlanmış olsa bile, icra aşamasında
paranın tahsil edilememesi gibi durumlarla karşılaşılmakta, emeğin boşa gittiği
sıkça görülmektedir. Kazançlarını sakladıkları ve vergi kaçırdıkları
suçlamasıyla en çok karşılaşan kişiler avukatlardır. Aralarında büyük kazanç
elde edenlerin azlığından söz edersem ne kadar inandırıcı olabilirim,
bilemiyorum. Ancak, uzun yıllar (aralarına katılmadan) uzaktan gözlemlediğim,
daha sonra yakından tanıdığım pek çok avukatın gelirlerinin düzenli bir seyir
izlemediğini, bazı yıllar çok iyi, bazı yıllar çok düşük kazanç elde
ettiklerini saptadım. Ne tuhaftır ki, kazançları iyi olmayanlar (nedense) bunu
saklamakta, başarısız görünmeyi onurlarına yedirememektedirler. Avukatların
kazançlarındaki bu düzensizlik ve belirsizlik karşısında, yapılacak iş,
aldıkları dava ve iş sayısı üzerinden bilirkişi incelemesi yapılması; gerçek
kazanç saptanamıyorsa, dava ve icra sayısı üzerinden Avukatlık Asgari Ücret
Tarifesine göre kazanç belirlenmesidir. Bundan da sonuç alınamıyorsa, serbest
meslek sahiplerine uygulanan Hayat Standardı Temel Gösterge rakamlarından
yararlanılmalı; yukardaki bölümlerde önerdiğimiz gibi, Hayat Standardı uygulanmayan
yıllar için bir önceki yılın “Gösterge”si, Yeniden Değerleme Oranı (YDO)
üzerinden artırılıp bir sonraki yılın Temel Göstergesi bulunmalıdır.
7) Müzisyen:
Dosyaya konulan belgelere göre davacı müzisyen ve piyanisttir. İ.T.Ü. Türk
Müziği Devlet Konservatuarı Müdürlüğü’nün 21.3.2000 gün 21/628 sayılı yazısına
göre kadrolu sanatçıdır. Öte yandan davacı bağımsız çalışmakta, televizyonlarda
ve yapım (prodüksiyon) şirketlerinde piyano çalarak kazanç elde etmektedir. Bu
tür kazançlarıyla ilgili olarak İFPAŞ-İhlas Film Prodüksiyon A.Ş.nin 9.2.2000
gün 108 sayılı yazısında bölüm başına 500 ABD. Doları ücret aldığı açıklanmış,
ancak kaç bölüm yaptığı veya yapacağı belirtilmemiştir. TETİK 1. Prodüksiyon ve
Stüdyo Tic.Ltd.Şti.nin 11.2.2000 günlü yazısında (4) adet prodüksiyon için
850.000.000 TL. alacağı; DRP. Derker Reconding Productions Şirketi’nin
13.2.2000 günlü yazısında (3) adet prodüksiyon ücretinin 650.000.000 TL. olduğu
bildirilmiştir. Bu belgelerden, davacının “piyanist” olarak yüksek bir kazanç
elde ettiği anlaşılmakta ise de, açıklamalarda kesinlik bulunmadığından ve bu
gelirlerin sürekliliği hakkında bilgi verilmediğinden, tazminat hesabına esas
kazançların tespiti mümkün olamamıştır. Televizyonlarda ve Müzik Yapım
Şirketlerinde her zaman ve sürekli çalışmak ve kazanç elde etmek olanaksızdır.
Bu nedenle davacı çok yüksek bir kazanç elde ediyorsa (şirketler stopaj yoluyla
vergilendireceklerinden) bunu belgelemesi ve en azından 21.01.2000 kaza
tarihinden önceki 1999 yılında ne kadar Gelir Vergisi ödediğini açıklaması
gerekmektedir. Yukarda belirttiğimiz kanıtlar ve belgelerin ibraz edilmesinden
sonra yeniden ve ek rapor vermek üzere şimdilik Hayat Standardı Temel Gösterge
rakamları üzerinden tazminat hesabı yapılacaktır. Buna göre :2000 yılı Hayat
Standardı Temel Göstergesi (Serbest Meslek) yıllık brüt kazancı 4.000.000.000
TL. ile 2001 yılı için 2000 yılı Hayat Standardı göstergesine aynı yılın %56
yeniden değerlendirme oranı uygulanarak bulunan 6.240.000.000 TL. üzerinden
hesaplama yapılacaktır. (Mahkemeye verilen bilirkişi raporundan)
8) Tiyatro
ve sinema oyuncusu olan davacı, bir televizyon dizisi için çekim yerine
gitmekte iken, yapımcı firmanın kiraladığı aracın kaza yapması sonucu
yaralanmış ve yüzde onbeş oranında beden gücü kaybına uğramıştır. Tazminat
hesabına esas kazançları incelendiğinde 2003 yılı Gelir Vergisi beyannamesinde
altı aylık kazanç bildiriminin 34.479.000.000 TL. ve bundan gelir vergisi
indirildikten sonra net kazancının 24.440.000.000 TL. olduğu; 2004 yılı (6)
aylık Geçici Vergi matrahının 16.591.000.000 TL.bildirildiği, ayrıca Koliba
Film Şirketi ile 01.04.2004 tarihli bir sözleşme imzaladığı ve bu sözleşmenin
5.maddesine göre (39) bölümlük bir Televizyon Dizisi için bölüm başına
1.000.000.000 Tl.dan toplam 39.000.000.000 TL. alacağı; 2004 yılına ait bu iki
kazancın netleştirilmesi sonucu yıllık kazancının 41.314.000.000 TL. olacağı
saptanmakla, tazminat hesabının bu somut ve kanıtlanmış kazançlara göre
yapılması gerekmiş; geleceğe yönelik işleyecek dönem zarar hesabında da 2004
yılı kazancı birim alınmıştır.
IV-Esnaf ve
sanatkarlar
1) Pastane
işletmecisi: Davacı, haksız eylem öncesinde Suadiye Eminalipaşa Caddesi Dere
Sokak 28/2 adresinde pastane işletmeciliği yaptığını ve 0260007202 sicil no.lu
2.sınıf vergi yükümlüsü olduğunu belgelemiş; Erenköy Vergi Dairesi
Müdürlüğü’nün 30.12.1999 gün 23812 sayılı yazısı ile de bu husus
doğrulanmıştır. Adıgeçen Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün yazısında işyerinin
9.6.1997 tarihinde kapandığı bildirildiğinden ameliyat tarihi olan 10.3.1997
ile 9.6.1997 arası (davacının kendi yerine işçi çalıştırdığı kabul olunarak) 2
yıllık mesleki işten kalma süresinin (3) aylık bölümü asgari ücretler üzerinden
değerlendirilmiştir. İşyerinin kapandığı 9.6.1997 tarihinden sonrası için ise,
iki yıllık (24 aylık ) işten kalma süresinin ilk (3) aydan sonraki (21) aylık
kazanç kayıpları (tanıklarla veya başka yollardan belirlenemediği için) 2.
sınıf Gelir Vergisi Yükümlülerine uygulanan Hayat Standardı Temel Gösterge
Tutarları (HSTG.) üzerinden hesaplanması gerekmiştir. (Mahkeme dosyasından
alınmıştır.)
2) Bakkallık
yaparken haksız eylem sonucu ölen kişinin mirasçıları, eğer bakkal dükkanını
işletmeyi sürdürmekte iseler, ölenin bedensel varlığından yoksun kalmış
olacaklarından, Bakkallar Esnaf Odasından bakkaliye işinde deneyimli bir
“tezgahtar”ın aylık ücretlerinin ne olabileceğinin (olay tarihinden rapor
tarihine kadar ücret artış dönemlerine göre aylık tutarlarının) bildirilmesi
istenmeli; destek tazminatı hesapları buna göre yapılmalıdır. Eğer mirasçılar,
bakkal dükkanını işletemeyecek durumda iseler, dükkanın yeri, konumu, cirosu,
net kazançları (gene yıllara göre) bilirkişi aracılığı ile saptanmalı; tazminat
hesabı bu gelir yoksunluğu birim alınarak hesaplanmalı; ancak dükkanın
başkalarına devrinden elde edilen para, tazminat tutarlarından indirilmelidir.
3) Asansör
tamircisi : Somut olayda, Pendik Vergi Dairesi Müdürlüğü yazısından ölen Kadir
Yüksel’in elektrik malzemesi satışı ve asansör tamir-bakım işini yaptığı ve 2.
sınıf vergi yükümlüsü olduğu saptanmıştır. Tanıklar ölenin kazançları hakkında
yeterli bilgi verememişler; ilgili meslek kuruluşu ise asgari ücretlerin
üstünde bir kazanç bildirmemiştir. Bu durumda, ölenin yaşı, meslekte eskiliği,
işyerinin bulunduğu semt dikkate alınarak bilirkişinin bir değerlendirme yapması
istenmiş; ancak kesin bir rakam belirlemenin zorluğu (ve aynı semtte aynı işi
yapan esnafın kazançlarını açıklamaktan kaçınmaları) karşısında, 2.sınıf vergi
yükümlülerine uygulanan Hayat Standardı Temel Gösterge rakamlarına göre ve bu
uygulamanın söz konusu olmadığı yıllar için önceki yılın Göstergelerinin
“Yeniden Değerleme Oranları” üzerinden artırılması suretiyle tazminat hesabına
esas kazançların belirlenmesi gerekmiştir.
4) Seyyar
satıcılık yaptığı ve olay tarihinde trenlerde çikolata sattığı anlaşılan
davacının sürekli işgöremezlik tazminatının hesaplanmasında, seyyar satıcıların
zaman zaman farklı ürünleri satabilecekleri dikkate alınmalı, kazanç
değerlendirmesi buna göre yapılmalıdır. Benzer başka olayda, pazarlarda çorap,
çatal-kaşık gibi değişik mallar sattığı tanıklarca açıklanan murisin, yerel
Esnaf Odasından kazançlarının ne olabileceği sorulması ve gerçeğe uygun bir
rakama ulaşılamaması durumunda asgari ücretler üzerinden hesaplama yapılması
öngörülmüştür.
5) Minibüs
işletmecisi: Davacının kendine ait minibüsü Kadıköy-Küçükbakkalköy hattında
işleterek kazanç elde ettiği, İstanbul Minibüsçüler Esnaf Odası’nın 5.3.2002
gün 113 sayılı yazısından, 13.10.1987 gün 11186 no.lu üye kaydından, 34 M 231
plakalı minibüsün ruhsatnamesinden, davacının 3.6.1991 gün F 891909 no.lu
sürücü belgesinden ve Erenköy Vergi Dairesi’nin 19.07.1999 açılış tarihli ve
4670032282 no.lu sicil kaydından anlaşılmış bulunmakla, tazminat hesabı,
İstanbul Minibüsçüler Esnaf Odası’nın 27.09.2002 gün 321 no.lu yazısı ile Mahkemeye
bildirilen kazançlar üzerinden yapılmak gerekmiştir.
6) Elektrik
tamircisi veya su tesisatçısı: Bu tür işleri yapan kişilerin, işyerlerinin
bulunduğu il veya ilçenin ya da semtin koşulları, kaç yıldan beri aynı işi
yaptıkları, yanlarında kaç kişi çalıştırdıkları gibi hususlar dikkate alınarak
ilgili Esnaf Odası’ndan yıllara göre ne kadar kazanç elde ettikleri
(edebilecekleri) sorulmalı; tazminat hesabı buna göre yapılmalıdır. Ancak esnaf
odalarının kazanç bildirmekten kaçındıkları veya bir tahminde bulunamayacaklarını
bildirdikleri sıkça görülmektedir. Genellikle tanık anlatımları da yeterli
olamamakta ya da tanıklar abartılı rakamlar vermektedirler. Vergi bildirimleri
de gerçeği yansıtmamakla birlikte, bu tür işleri yapanların basit usulde vergi
yükümlüsü olduklarına bakılarak, “Götürü Safi Kazanç” tablolarından ve “Yeniden
Değerleme Oranlarından” yararlanılarak kazanç belirlenmesi ve buna göre
tazminat hesaplanması en son başvurulacak yöntem olarak önerilebilir.
8) Güzellik
ve kuaför salonu işletmecisi olarak kazanç elde ettiği, tanık anlatımları,
karakol tahkikatı ve Kadıköy Vergi Dairesi’nin 14.06.2000 gün ve 20357 sayılı
yazısı ile kanıtlanan davacının, tazminat hesabına esas kazançlarının
belirlenmesinde, vergi bildirimlerinin ve tanık anlatımlarının yeterli
bulunmaması karşısında, öncelikle aynı meslek dalından bir bilirkişinin
katılımı ile işyerinin bulunduğu yörede inceleme yapılarak kazanç düzeyi
araştırılmalı; bundan da sonuç alınamazsa, Yargıtay’ca öngörüldüğü üzere,
davacının emsal kazançları Ticaret Odası’ndan ya da ilgili meslek kuruluşundan
sorulmalı; yeterli ve gerçekçi bir yanıt alınamaması durumunda, 2. Sınıf
tacirlere uygulanan Hayat Standardı Temel Göstergelerinden ve Yeniden Değerleme
Oranlarından yararlanılmalıdır.
V- Devlet
memurları
1) Öğretmen:
Üsküdar Bahçelievler İlköğretim Okulu’nda matematik öğretmeni olan S. N.
27.01.2000 tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucu ölmüş; eşi ve çocukları
adına açılan tazminat davasında hesap aşamasına ancak 2002 yılında
gelinebilmiştir. Ölen kişi 9. derecenin 1.kademesinden göreve başlamış, (11)
yıl sonra 6.derecenin 2.kademesine ulaşmıştır. Eğer ölmeseydi hesap raporunun
düzenlendiği 20.02.2002 tarihinde 5.derecenin 1.kademesine gelmiş olacaktı.
Buna göre, bağlı bulunduğu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden kaza geçirip öldüğü
27.01.2000 tarihinden 20.02.2002 tarihinde kadar yıllara ve dönemlere göre net
maaşları sorulup, gönderilen tablodaki rakamlara göre “işlemiş dönem” zarar
hesabına esas kazançlar belirlenmiş; işleyecek dönem için en son bilinen aylık
maaş tutarı birim alınıp her yıl için % 10 artırılmak suretiyle davacıların
destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmıştır.
2) Polis
memuru olarak çalışmakta iken 16.06.1992 tarihinde trafik kazasında ölen (41)
yaşındaki Ali Osman Güler’in desteğinden yoksun kalan haksahiplerinin tazminat
hesabının üç ayrı döneme göre yapılması gerekmiştir. Birincisi “polislik”
dönemi olup,5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun 40.maddesi (ç) bendi
II/4.sırasında polis memuru olarak çalışan kamu görevlilerinin yaş hadleri (52)
olduğundan, ölenin 41-52 yaş arası (11) yıllık polislik dönemi devletçe ödenen
maaşlar üzerinden değerlendirilmiştir. İkincisi 52-60 yaş arası (8) yıllık
(polislik sonrası) aktif dönem olup (başka bir iş yaptığı ileri
sürülmediğinden) asgari ücretler üzerinden değerlendirilmiştir. Eğer ölenin
polislik sonrası yeni bir işi olduğu, örneğin bir şirkette güvenlik görevlisi
olarak çalıştığı ileri sürülmüş ve belgelenmiş olsaydı, bu (8) yıllık dönem
aldığı ücrete göre hesaplanacaktı. Üçüncü dönem 60-70 yaş arası (10) yıllık
dönem olup, bu konuda henüz yerleşik bir görüş oluşmamış ise de, bize göre, ev
hizmetlerine katkı dönemidir ve eşinin bundan yoksunluğu maddi tazminat konusu
olabilmelidir. Çünkü, ev kadınlarının ev hizmetlerini yaşam boyu yapacaklarına
ve bu yoldan eşlerine “hizmet ederek” destek sağlayacaklarına ilişkin Yargıtay
kararlarının, emeklilik çağındaki yaşlı erkeklere de uygulanması gerekmektedir.
Yeni Medeni Yasa’nın 186. maddesi 3. fıkrasında “Eşler birliğin giderlerine
güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.” denilmiş; 196. maddesi
2. fıkrasında “Eşin ev işlerini görmesi, çocuklara bakması, diğer eşin işinde
karşılıksız çalışması” konularında cinsiyet farkı gözetilmemiştir. Yeni yasanın
bu hükümlerine göre, ailenin “ev hizmetleri” yönünden kadın-erkek ayrımı
ortadan kalkmış bulunmakla, Yargıtay’ın yerleşik kararlarındaki “ev
hizmetlerinin yaşam boyu yapılacağı” görüşünün yalnız kadınlar için değil,
erkekler için de uygulanması Yeni Medeni Yasa’nın eşitlik ilkesine uygun
düşecektir. Emeklilik dönemindeki yaşlı erkeklerin çarşı-pazar alışverişine
giderek, ev içi onarımlarını yaparak, elektrik, su, telefon, emlak vergisi
faturalarını ilgili yerlere ödeyerek, arabası varsa ailenin şoförlüğünü
yaparak, eşi hastalandığında ona hizmet ederek karısının maddi desteği olduğu
(bilinen) yaşam gerçekleridir.
3)
Üniversite öğretim üyesi: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyesi profesör (56)
yaşında iken trafik kazasında ölmüş; eşi destekten yoksun kalma tazminatı
istemiştir. T.C. Emekli Sandığı Kanunu 40/b maddesine göre “profesörlerin 65
yaşını doldurduktan sonra (70) yaşını geçmemek üzere görevlerini yapabilecek
durumda olmadıkları ilgili üniversite senatosunca belirtilinceye kadar
çalışabilirler.” Bu hükme göre, ölen profesörün 56-70 yaş arası üniversiteden
alabileceği (emsal) ücretler sorulacak ve hak sahibi eşinin destek tazminatı
buna göre hesaplanacaktır. Bu arada, öğretim üyeliği dışında bir hekim olarak
muayehanesi varsa, bunun gelirleri de hesaplamada gözetilmek gerekecektir.
4) Devlet
memuru kadrosunda ve genel hizmetlerde çalışan tüm görevlilerin çalışma yaş
sınırı, T.C. emekli Sandığı 40.maddesi 1. fıkrasında göre (65) yaş olmasına
göre, örneğin 35 yaşında yaşamını yitiren bir devlet memurunun aktif dönemi
35-65 yaş arası (30) yıl olacak; öldüğü tarihteki derece ve kademesi başlangıç
alınıp (eğer ölmeseydi) öğrenim düzeyine ve bulunduğu görev türüne göre ilerde
ulaşacağı derece ve kademe gözönünde tutularak tazminat hesabına esas
kazançları ilgili kamu kurumundan sorulup buna göre değerlendirme yapılacaktır.
Yargıtay’ın
bir kararında, beden gücü kaybına uğrayan devlet memurunun aktif dönem
zararının 65 yaşına kadar hesaplanması doğru olmakla birlikte, 65 yaşından
sonraki emeklilik döneminde, beden gücündeki eksilme nedeniyle daha fazla güç
(efor) harcayarak yaşamını sürdürecek olmasına göre, pasif dönem (emeklilik
dönemi) için de zarar hesabı yapılması öngörülmüştür.
VI-Üniversite
öğrencileri
Yargıtay
kararlarında belirtildiği üzere, olay sırasında üniversite öğrencisi olan gençlerin
ilerde çalışma yaşamına atıldıklarında, meslek dallarına göre alabilecekleri
ücretin araştırılması ve zarar hesabının buna göre yapılması gerekir.
Mahkemece, böyle bir araştırma yapılmadan, asgari ücrete göre düzenlenen hesap
raporuna göre karar verilmesi doğru bulunmamaktadır. Örnekler:
1) Ölen genç
kızın İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesi son sınıf öğrencisi
olduğu belgelenmesine göre, çalışma yaşamına atıldığında özel kesimde veya kamu
kurumlarında alabileceği ücretin ne olabileceği ilgili meslek kuruluşundan
sorulmalı; kesin yanıt alınamaması durumunda, asgari ücretin bir hayli üzerinde
bir kazancı olacağı da dikkate alınıp, aynı meslek dalından bir bilirkişi ile
hesap bilirkişisinden oluşacak bilirkişi kurulu tarafından uygun bir ücret
saptanmalı ve tazminat hesabı buna göre yapılmalıdır.
2) Somut
olayda, otobüs kazasında ölen genç kızın Ankara Üniversitesi İlköğretim Bölümü
Sosyal Bilgiler Öğretmenliği son sınıfta okumakta olmasına, kaza tarihinin
öğrenim yılı ortası olan 18.12.2001 tarihine rastlamasına göre; genç kız eğer
ölmeseydi, büyük olasılıkla ders yılı sonu olan 2002 yılı Haziran sonunda mezun
olacak ve 2002 yılı Eylül ayında “öğretmen” olarak göreve başlayacaktı. Bu
tarihler belirtilerek, İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden bilgi istenmiş ve gelen
04.12.2003 tarih ve 6864 no.lu yazı ekindeki aylık maaş bordrolarında
15.09.2002 ile 15.09.2003 tarihleri arasında bir öğretmenin alabileceği maaşlar
gösterilmiş bulunmakla, tazminat hesabı bu rakamlar üzerinden yapılmıştır.
3) Öldüğü
sırada Yeditepe Üniversitesi İngilizce İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
İşletme Bölümü 3. sınıf öğrencisi olduğu belgelenen Erdem Celasun’un öğrenimini
ve askerliğini tamamladıktan sonra işletme ve ekonomi eğitimi görmüş bir yüksek
öğrenim mezunu olarak iş hayatına atılacağı dikkate alınarak tazminat hesabına
kazançlarının ne olabileceği konusunda yapılan soruşturmalar sonucu:
a) İstanbul
Ticaret Odası’nın 2.7.2001 gün 55684 sayılı yazısında İngilizce İşletme mezunu
bir gencin 2001 yılı aylık net ücreti ortalama 750.000.000 + 2 maaş ikramiye
olarak bildirilmiştir.
b) Global
Menkul Değeler A.Ş. 5.7.2001 günlü yanıtında aylık net 600-700 milyon lira
ücret alınabileceğini açıklamıştır.
c) Aygaz
A.Ş. 20.06.2001 günlü yanıtına eklediği bordroda 1.000.000.000 TL. aylık brüt
ikramiye, bayram harçlığı, izin harçlığı, yakacak yardımı, aile zammı toplam
brüt 1.356.799.666 TL. dan prim ve vergileri çıkardıktan sonra aylık ortalama
net ücreti 1.000.000.000 TL. civarında göstermiştir.
d) Humanitas
- Doğuş İnsan Gücü Yönetimi A.Ş. aylık net 800.000.000 TL. bildirmiştir.
Bu bilgilere
göre İstanbul Ticaret Odası’ndan bildirilen “750.000.000 + 2 ikramiye” en
gerçekçi bulunmuş ve tazminat hesabına birim alınması uygun görülmüştür.
Ancak,ölen genç eğer yaşasaydı (1) yıl sonra üniversiteyi bitirecek, (2) yıl
askerlik yaparak (3) yıl sonra çalışma yaşamına atılıp kazanç elde etmeye
başlayacaktı. Bu nedenle 30.4.2000 kaza tarihinden (1) yıl sonraki ve 2001 yılı
itibariyle İstanbul Ticaret Odasından bildirilen aylık ortalama net kazancın
(2) yıl sonraki ulaşım değeri, Kn formülüyle bulunan %10 artışlı (1.2100)
katsayısının çarpımıyla elde edilen aylık net 1.058.750.000 TL. kazanç unsuru
üzerinden anne ve babasının destek tazminatı hesaplanmıştır.
4) Davacı
Sakarya Üniversitesi Akyazı Meslek Yüksek Okulu Dış Ticaret bölümü mezunu
olmakla, Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, asgari ücretin üzerinde bir
kazancı olacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerekmiştir. Çünkü, Yargıtay
11.HD. 27.09.1993 gün 6543-5906 sayılı ve 4. HD. 19.06.2000 gün 3810-5975
sayılı kararlarında asgari ücretten hesaplama yapılması doğru bulunmamış; daha
yüksek bir ücret alacağı gözönüne alınarak tazminat hesaplanması öngörülmüştür.
Bu gibi durumlarda, varsayımlara dayanmak yerine, ilgili meslek kuruluşlarından
veya ticaret odasından emsal kazançların sorulması gene Yargıtay’ın yerleşik
kararları gereğidir. Nitekim, mahkemece de öyle yapılmış ve İstanbul Ticaret
Odası’ndan bilgi istenmiş; gelen 02.07.2003 gün 59251 sayılı İstanbul Ticaret
Odası yazısında 2003 yılı koşullarında 400-500 milyon civarında bir kazanç elde
edilebileceği bildirilmiştir.Ticaret Odası’nın bildirdiği ayda 400-500 milyon
ücretin ortalaması olan 450.000.000 TL. aynı tarihte 306.000.000 TL. brüt
asgari ücretin net tutarı olan 225.999.000 TL. ile
karşılaştırıldığında:450.000.000/ 225.999.000 = 1.99 katı 27.09.2002 kaza
tarihinden rapor tarihine kadar yürürlüğe konulan yasal asgari ücretlere
uygulanarak tazminat hesaplanmıştır.
5) Davacının
Mühendislik Fakültesi 3. sınıf öğrencisi olmasına göre, mezun olduğunda
alabileceği ortalama ücret unsuruna göre tazminat hesaplanması gerekmektedir.
Yargıtay 11.HD.27.9.1993 gün 6543-5906 sayılı kararında, üniversite öğrencisi
olan davacının öğretim durumu gözönünde tutularak zarar hesabı gerekirken,
asgari ücret üzerinden hesap yapılması doğru bulunmamıştır. Makine
Mühendislerinin rapor tarihi itibariyle kamu kesiminde yeni işe başlamaları
durumunda aylık net ücretleri 500.000.000 TL. civarında ve özel kesimde
700.000.000 TL. civarında olup, elde yeterli veriler bulunmadığından halen 2002
yılı itibariyle 250.875.000 TL.asgari ücretin (2) katı olan 501.750.000 TL.
aylık net ücret kabul edilmiştir.
VII-Üniversite
öğrencileriyle ilgili Yargıtay kararları:
Davacının
kızının üniversite öğrencisi olmasına göre, bu öğretim durumu göz önüne
alınarak zarar hesabı gerekirken, asgari ücret üzerinden hesap yapılması doğru
değildir.
Davacı,
davalılara ait araçta yolcu olan kızının trafik kazası sonucu öldüğünü ve kızının
ODTÜ Kimya Bölümünde okuduğunu ileri sürerek tazminat isteminde bulunmuştur.
Alınan bilirkişi raporunda ölen kızın gelirinin asgari ücret üzerinden hesap
edildiği anlaşılmış ve davacı bu rapora itiraz etmiş ve alınan ek raporda da bu
itiraz reddedilmiştir. Davacının kızının öğrenci olduğu ve okulu bitirmesinin
mümkün bulunduğu ve aksine de delil getirilmediğine göre, mahkemece, ölen kızın
okulu bitirmesi durumunda gelirinin yüksek olacağı göz önüne alınarak, yeniden
oluşturulacak uzman bilirkişilerden rapor alınması ve sonucu çerçevesinde karar
verilmesi gerektiğinden, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün
bozulması gerekmiştir. (11.HD.27.09.1993, 6543-5906)
Davacının
desteğinin üniversite öğrencisi olmasına göre, ilerde okulunu bitirdiği gündeki
ücreti, emsallerine göre belirlenip tazminatın buna göre hesaplanması gerekir.
Dava, trafik
kazasından doğan destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Olayda yaşamını yitiren davacının desteğinin üniversite öğrencisi olduğu anlaşılmaktadır.
Bu olgu, desteğin ilerde üniversite mezunu olabileceğine ilişkin güçlü bir
belirtidir. Bu durumda desteğin üniversiteyi bitirdiği gündeki ücreti
emsallerine göre belirlenip, tazminat miktarının buna göre hesaplanması
gerekir. Mahkemece, bu yolla araştırma yapılmadan, asgari ücrete göre
düzenlenen hesap raporunun esas alınmış olması doğru görülmediğinden kararın
bozulması gerekmiştir. (4.HD. 19.06.2000, 3810-5975)
Ölen gencin
açıköğretimde okuduğu, yüksek öğrenimini tamamladığında asgari ücretin üzerinde
bir gelire sahip olacağı, gördüğü öğrenime uygun bir kurumda görev alacağı veya
serbest çalışarak kazanç elde edeceği göz önüne alınarak tazminat
hesaplanmalıdır.
Ölenin
Açıköğretim Kurumuna devam ettiği , öğrenim durumunda okula devam zorunluluğu
bulunmaması nedeniyle babasının parçacı dükkanında çalıştığı toplanan
delillerden anlaşılmaktadır. Bu durumda ailesinin sosyal ve ekonomik durumu da
göz önünde bulundurulduğunda yüksek öğrenimini tamamlayacağını ve gördüğü
öğrenime uygun bir kurumda görev alacağını veya serbest çalışarak hayatını
kazanacağını kabul etmek gerekir. O takdirde ise, öğrenimini tamamladıktan
sonraki hayat süreci içinde asgari ücretin üstünde bir gelire sahip olacaktır.
Bu husus gözden kaçırılarak, davacılara destek olacağı sürede, asgari ücret
düzeyinde bir kazancı olacağı yolundaki yanılgıya dayalı bilirkişi raporuna
itibar edilmesinde isabet görülmemiştir. (19.HD.01.02.1996, 7311-857)
Desteğin,
üniversite son sınıf öğrencisi olmasına göre, haksahiplerinin destekten yoksun
kalma tazminatı , öğrenimini bitirdikten sonra mesleğine göre alabileceği ücret
üzerinden hesaplanmalıdır.
Davacılar ,
İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi son sınıf öğrencisi olan
oğullarının trafik kazasında ölümü nedeniyle destekten yoksun kalma ve manevi
tazminata hükmedilmesini istemişlerdir. Yerel Mahkemece, desteğin öğrenci iken
ayrıca hizmet akdi ile Sinan Yapı Endüstrisi Ticaret ve Sanayi A.Ş.de
48.000.000 lira ücretle çalıştığı saptandığından bu ücret üzerinden destek
tazminatı hesaplanmış ve hükmedilmiştir. Hesaba esas alınan ücret desteğin
öğrenci iken aldığı ücret olup, okuduğu sınıf, süre ve mesleği itibariyle
öğrenimini bitirdikten sonra emsallerine göre alacağı ücret belirtilerek bu
ücret üzerinden destek tazminatına hükmetmek gerekirken, desteğin öğrenciyken
çalıştığı işden kazandığı ücret üzerinden tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya
aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. (4.HD.12.06.2002, 1966-6276)
Üniversite
öğrencisinin ölümü nedeniyle hesaplanacak destek tazminatı, asgari ücretten
değil, okulu bitirdiğinde alabileceği ücret üzerinden hesaplanmalıdır.
Dava, trafik
kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
Davacıların oğlu olan desteğin üniversite öğrencisi olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı vekili, 30.11.1999 tarihli oturumda “desteğin ölümünden evvel asgari
ücret üzerinden geliri bulunduğunu kabul ediyoruz” şeklinde beyanda
bulunmuştur. Hükme dayanak yapılan 27.09.2000 tarihli bilirkişi raporunda
desteğin 01.01.2001 tarihinde aktif meslek yaşamına başlayacağı kabul edilerek
bu tarihten itibaren asgari ücretin 4,36 katı gelir elde edeceği varsayımıyla
davacı anne ve babanın destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmıştır. Davacı
vekilinin 30.11.1999 tarihli oturumdaki beyanı ele alınıp değerlendirildiğinde,
desteğin üniversiteyi bitireceği tarihe kadarki dönemde asgari ücretten gelir
elde edeceğinin beyan edilmiş olduğu, mezuniyetten sonraki dönemin
amaçlanmadığı sonucuna varılmaktadır. Davacı vekilinin bu beyanının hatalı
değerlendirilmek suretiyle kararın bozulması yerinde bulunmadığından, adıgeçen
davacıların karar düzeltme isteklerinin kabulü gerekmiştir. Ne var ki, hükme
esas alınan 27.09.2000 tarihli bilirkişi raporunda rapor tarihine kadar olan
dönemde (desteğin üniversite öğrencisi olduğu dönemde) asgari ücret esas
alınarak zarar hesaplandığı belirtilmesine rağmen rapora ekli tablonun birinci
bendinde aynı dönem için geliri bulunmadığının belirtilmesi çelişki
oluşturduğundan bu çelişki giderilmeden karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
(4.HD. 18.03.2002, 1794-3109)
VIII-Özel
kesim yöneticileri
Büyük ve
tanınmış şirketler dışında, çoğu işyerlerinin ücret bordrolarında müdür, şef,
ustabaşı, işçi, şoför, güvenlik görevlisi, odacı, bekçi ayrımı yapılmaksızın
tümünün ücretlerinin eşit ve genellikle asgari ücretten gösterildiğine sıkça
rastlanmaktadır. Bu gibi durumlarda yapılması gereken, bordroların imzalı olup
olmadıklarına bakılmaksızın gerçek ücretlerin araştırılmasıdır. Bu araştırmada
işyerinin büyüklüğü, yapılan işin konusu, yöneticinin öğrenim ve uzmanlık
derecesi ile kaç yıldan beri aynı alanda çalıştığı, deneyimi, birikimi,
başarıları dikkate alınmalı; eğer işyerinin sahibi, ortağı, yönetim kurulu
başkanı gibi kişiler gerçekleri açıklamaktan kaçınıyorlarsa, ilgili meslek
kuruluşundan veya ticaret odasından görüş alınmalıdır. Aşağıda somut
örneklerle, özel kesim yönetici ve üst düzey görevlilerinin kazançlarının
belirlenmesine ilişkin açıklamalar yapılacaktır.
1) Bir deri
imalat ve ihracat şirketinde genel müdür olarak çalışan kişi, rafting adı verilen
azgın sularda botla su sporu yaparken boğularak ölmüş; eşi ve oğlunun gezi
düzenleyicisi şirkete karşı açtıkları davada, ölen genel müdürün ne kadar ücret
aldığı çalıştığı şirketten sorulmuş; şirket sahipleri, davacıların acı
kayıplarını hiçe sayarak, utanılası bir sorumsuzlukla asgari ücret ödendiği
biçiminde yanıt vermişlerdir. Bunun üzerine davacılar vekili, ölen genel
müdürün imza sirkülerini, şirketçe tam yetkili kılındığına ilişkin
vekaletnameyi, İstanbul Sanayi Odası üyelik kartını ve diplomalarını mahkemeye
sunarak eşdeğer kazanç araştırması yapılmasını istemiş; ilgili meslek
kuruluşunun bildirdiği rakamlar doğrultusunda tazminat hesabı yapılmıştır.
2) İşyerinde
veteriner hekim ve teknik müdür olarak çalışan davacının ücret bordroları
sürekli olarak asgari ücretten düzenlenmiştir. Oysa taraflar arasında
imzalanmış bulunan “Teknik Personel” sözleşmesi vardır. Ancak bu sözleşme
yıllar önce imzalanmış olduğundan tazminat hesabına esas en son ücretin
saptanması gerekmektedir. Bu konuda imzasız ücret bordroları ile İşverenin
Sosyal Sigortalar Kurumu’na verdiği prim tahakkuk cetvellerinin delil özelliği
yoktur. Çünkü bunlar işverenin tek taraflı tuttuğu belgelerdir ve gerçeği
yansıtmamaktadır. Bu durumda yapılacak iş, veteriner hekim ve aynı zamanda teknik
müdür olarak çalışan davacının gerçek ücretinin araştırılmasıdır. Bunun için
öncelikle, Veteriner Hekimleri Odasından bilgi istenmelidir. Ayrıca kamuda 657
sayılı yasaya bağlı olarak (örneğin Belediye mezbahasında) çalışan veteriner
hekimlerin derece ve kademelerine göre aldıkları maaşlar ile özel kesimin gıda
sektöründe tanınmış ve güvenilir şirketlerin veteriner hekim ve teknik müdür
kadrolarında bulunan kişilere ödenen ücretler sorulmalı, araştırılmalıdır.
Böylece çok yönlü bir araştırma ile davacının aldığı veya alması gereken ücret
saptanmalı, tazminat hesabı buna göre yapılmalıdır.
3) Davacının
turistik deri mağazası satış müdürü olarak işyerinde çalıştığı tartışmasızdır.
Kendisi Üçbin ABD.Doları net aylıkla çalıştığını iddia etmiştir. Davalı işveren
ise asgari ücretle çalıştığını savunmuştur. Taraf tanıkları da kendi
taraflarının görüşleri doğrultusunda anlatımlarda bulunmuşlardır. Ücret
uyuşmazlığının meslek kuruluşundan sorulması zorunluluğu açıktır. Bu konuda
yazı yazılırken davacının yaptığı iş, öğrenim durumu, kıdemi ve fesih
tarihinden söz edilerek gelecek cevap dosya içeriği ile birlikte
değerlendirilmek suretiyle hüküm kurulmalıdır.
4) Belgelere
göre davacının SS. Koleksiyon Tekstil Mümessillik İç ve Dış Tic. Ltd. Şti adlı
şirketin iki ortağından biri olduğu, 24.02.1995 gün 3733 sayılı Ticaret Sicil
Gazetesinde yayınlanan Anasözleşme metninin 8. maddesine göre beş yıl süre ile
“şirket müdürü” olduğu kanıtlanmış olup, “müdür” olarak bildirilen ücretine
davalı yanca itiraz edilmiş bulunmakla, Ticaret Odası’ndan “Tekstil ve
konfeksiyon sektöründe çalışan bir şirket müdürünün 1999 yılı koşullarında
aylık ortalama kazançlarının ne olabileceği” sorulmalı, tazminat hesabı
bildirilen kazançlara göre yapılmalıdır.
IX-Özel okul
öğretmenleri
1) Özel okul
öğretmenlerine ödenen ücretler, resmi okul öğretmenlerine ödenen ücretlerden az
olamaz. Bu nedenle resmi okul öğretmenlerinin ücretlerine yapılacak her türlü
artışın özel okul öğretmenlerinin ücretlerine de yansıtılması gerekir. 625
sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununa göre, resmi okul öğretmenlerine yapılan
her türlü artış karşılığında özel okul öğretmenine de artış yapılması
gerektiğinden, ücret dışındaki diğer ödeme kalemlerinde meydana gelen
artışların da dikkate alınması gerekir.
2) Davacının
özel okulda yönetici olduğu konusunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. 625
sayılı Özel Öğretim Kurumları kanununun değişik 33. maddesinin birinci
fıkrasında "özel okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara
kıdemlerine göre (emekliler hariç) dengi resmi okullara ödenen aylık ile sosyal
yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemez"
denilmektedir. Bu fıkra ile resmi okullar ile özel okullarda çalışan ve
yönetici kadrosunda bulunanlar arasında bir denge oluşturulması öngörülmüştür.
Yani özel okullarda çalışanların resmi okullarda çalışanlardan daha az ücretle
çalıştırılması önlenmek istenmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki Milli Eğitim
Bakanlığı'na bağlı okullarda çalışan yönetici öğretmenlere çeşitli adlar
altında yapılan her ödemenin mutlaka özel okullardakilere de yapılması amacı
güdülmüş değildir. Bu açıklamalara göre mahkemece yapılacak iş davacının eline
geçen ücret ve eklerinin toplamının ne olduğunun belirlenmesi ve aynı durumdaki
resmi okul yönetici öğretmeninin eline geçen miktar da tespit edildikten sonra
karşılaştırılmasının yapılmasıdır.
X- Nitelikli
işçiler 1) Ustabaşının asgari ücretle çalıştığının kabulü doğru değildir.
Ustabaşı
gibi nitelikli bir işçinin asgari ücretle çalıştığının kabulü Yargıtay uygulamaları
yönünden doğru değildir. İmzalı bordroların genelde davacıyı bağlayacağı
tartışmasızdır. Ancak, somut olayda olduğu gibi, her zaman kabulü de gerçeklere
aykırılık oluşturur. Öte yandan işçinin yaşı, yaptığı işin niteliği ve kıdemi
nazara alındığında asgari ücretle çalışması hayatın olağan akışına ve yaşam
deneyimlerine uygun düşmez ve bordrodaki ücretin gerçek ücreti yansıttığı
söylenemez. Hal böyle olunca davacının yaptığı iş, kıdemi ve yaşı nazara
alınarak emsalinin aldığı ücretin ilgili meslek kuruluşlarından saptanarak buna
göre tazminatın hesaplanması gerekir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular
gözönünde tutulmaksızın ücret bordrolarındaki ücretin esas alınması suretiyle
tazminatın hesaplanması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. (9.HD.01.02.1999,
18841-1158 ve 21.HD.23.03.1999, 170-1983)
2) Usta
işçinin tazminatının asgari ücretten hesaplanması doğru değildir.
Davacının
otuzaltı yaşında ve usta enjeksiyon işçisi olmasına karşın, yaşamın olağan
akışına ters düşecek şekilde asgari ücretten hesaplama yapılması usul ve yasaya
aykırıdır. İşçinin gerçek ücretinin bordrolara yansımadığı anlaşıldığı
takdirde, gerçek ücretinin tespiti yoluna gidilerek, işçinin hakları buna göre
hesap edilmelidir. İşçinin kıdemi, yaptığı iş ve işyerinin özelliklerine göre
gerçek ücreti saptanmalıdır. Ücretin uyuşmazlık konusu olması durumunda,
işçinin gerçek ücretinin saptanabilmesi için işçilik haklarının gerçekleştiği
tarihteki ücretin ne miktarda olabileceği, davacının kıdemi, yaptığı iş ve
işyerinin özellikleri gözetilerek ilgili meslek kuruluşundan sorulmalıdır.
3) Mobilya
ustasının asgari ücretle çalıştığı kabul edilemez.
Mahkemece,
bordro ve Bölge Çalışma Müdürlüğü raporuna itibar edilerek asgari ücret
üzerinden tespit edilen tazminat ve işçi alacakları hüküm altına alınmıştır.
Dosyadaki belge ve bilgilere göre, davacı işçinin davalıya ait işyerinde beş
yıl kadar mobilya ustası olarak çalıştığı anlaşılmakta olup, dairemizin
kararlılık kazanmış uygulamasına göre bu tür nitelikli işçilerin asgari ücretle
çalıştığının kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır. Mobilya ustalığı nitelik
ve tecrübeyi gerektirdiği gibi davacı beş yıldan beri de davalı işyerinde
çalıştığından, sağlıklı bir çözüme ulaşılması için çalışma süresi ve görev
ünvanından söz edilerek davacı gibi bir işçinin ücretinin ne olabileceği ilgili
meslek odasından sorulmalı ve sonucuna göre belirlenecek tazminat ve işçilik
hakları hüküm altına alınmalıdır. (9.HD.07.02.2002, 2001/16915 – 2002/2457)
4) Kalıpçı
ustasının gerçek ücreti meslek kuruluşundan sorulmalıdır.
Zararlandırıcı
sigorta olayına maruz kalan sigortalının tazminatının hesaplanmasında, gerçek
ücretin esas alınması koşuldur. Davacı kalıpçı ustası olduğuna, kalıpçı
ustasının asgari ücretle çalıştığı kabul edilemeyeceğine göre, meslek kuruluşu
tarafından bildirilen ücret esas alınarak tazminat hesabı yapılmalı ve sonucu
doğrultusunda hüküm kurulmalıdır.(21.HD.27.06.2000, 3995-5128)
5) Oniki
yıllık kalifiye işçinin asgari ücretle çalıştığı düşünülemez.
Davacı,
işyerinde birinci sınıf kalifiye eleman olarak çalışmış bulunmaktadır.
Yargılama sırasında dinlenen davacı tanıkları davacının haftalık ücreti
hakkında bilgi vermişlerdir. Davalı işveren davacının asgari ücretle
çalıştığını ileri sürmüş ise de herhangi bir bordro ibraz etmemiştir. Davacının
oniki yıllık bir işçi olmasına ve pozisyonuna göre, asgari ücretle çalıştığı
düşünülemez. Bu durumda, tanıklarca bildirilen haftalık ücretin miktarı
gözönünde tutulmak suretiyle tüm alacaklarının hesap edilmesi gerekir.
6) Vizite
kağıdında usta olduğu yazılı olan işçinin gerçek ücreti saptanmalıdır.
Davacının
vizite kağıdında usta olduğu yazılı bulunmasına göre, usta olan vasıflı işçinin
asgari ücretten çalışması hayatın olağan akışına uygun olmayacağından, gerçek
ücretinin saptanmasında ve buna göre karar verilmesinde bir yanlışlık
bulunmamaktadır.
7) İnşaat
ustasının gerçek ücreti araştırılmalıdır.
Zararlandırıcı
sigorta olayına maruz kalan sigortalının tazminatının hesaplanmasında, gerçek
ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise, işçinin kıdemi, yaptığı
işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücret olduğu, işyeri
veya sigorta kayıtlarına geçmiş ücret olmadığı Yargıtay’ın yerleşmiş
görüşlerindendir. Somut olayda, davacı işçinin inşaat ustası olduğu, inşaat
ustasının da asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına ve yaşam
deneyimlerine uygun düşmeyeceği, giderek, sigorta müfettişinin asgari ücret
üzerinden yapmış olduğu saptamanın gerçeği yansıtmadığı açık seçiktir.
Yapılacak iş, inşaat ustası için meslek kuruluşundan bildirilen ücret esas
alınarak tazminatı hesaplamak ve Kurum tarafından hüküm tarihine en yakın
tarihe göre hesaplanan peşin sermaye değerini zarardan indirmek ve sonucuna
göre bir karar vermektir.
8) Yaş,
kıdem ve yapılan işe göre gerçek ücret saptanmalıdır.
Davacının
olay tarihindeki yaşı, mesleki kıdemi ve özellikle yaptığı iş dikkate
alındığında bordrolardaki ücretin günün koşullarına uygun olduğunun kabulüne
olanak yoktur.Bordrolarda asgari ücretli olarak çalışmış görünmesine rağmen,
tanıklar aksini açıklamışlarsa, öncelikle nitelikli veya niteliksiz işçi
grubundan hangisine girdiği, yaptığı iş ile ünvanı itibariyle asgari ücretle
çalışıp çalışmayacağı değerlendirilmeli,gerekirse meslek kuruluşundan kıdemi,
iş ve ünvanına göre ne kadar ücret alabileceği sorularak sonucuna göre karar
verilmelidir.
9) Vasıflı
işçinin asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına ve yaşam
deneyimlerine uygun düşmeyeceği açık seçiktir. Sigortalının tazminatının
hesaplanmasında gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise,
işçinin kıdemi, yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi
gereken ücret olduğu, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş ücret olmadığı
Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda, davacı işçinin vasıflı
boyacı ustası olduğu ve boyacı ustasının da asgari ücretle çalışmayacağı kabul
edilerek, meslek kuruluşlarından sorularak bildirilen ücretin esas alınması ve
tazminatın buna göre hesaplanması gerekir.
10)Nitelikli
işçi (Usta)
Somut
olayda, ilk tahkikatı yapan SSK. Müfettişinin 21.11.2003 ve 135/SR.35 no.lu
raporunda davacı işçiye 2002 Ağustos ayı itibariyle 10 günlük çalışması
karşılığında 83.625.000 TL. ödendiği, buna göre aylık brüt kazancının:
83.625.000/10 x 30 = 250.875.000 TL. olduğu saptanmış olup bu tutar aynı
tarihteki asgari brüt ücrete karşılık gelmektedir. Oysa, İş Müfettişi Osman
Şahin imzalı 28.07.2003 gün 78 sayılı raporun “Tesbit Edilen Hususlar” başlıklı
bölümü 1.bendinde kaza geçiren işçi Engin Yılmaz’ın 20.08.2002 tarihinde “usta”
olarak işe başladığı açıklaması yapılmıştır. Aynı şekilde SSK. Müfettişi Ufuk
Tuncel’in 21.11.2003 gün 135/SR.35 sayılı raporunda da Engin Yılmaz’ın “usta”
olarak işe başladığı saptanmıştır. Müfettiş Raporları,506 sayılı yasanın 130/2.
maddesine, 1475 sayılı (eski) İş Kanunu’nun 89/3.maddesine ve 4857 sayılı
(yeni) İş Kanunu’nun 92/3. maddelerine göre aksi sabit oluncaya kadar geçerli
belgelerdendir. Davalı taraf, kaza geçiren işçinin usta olmadığı yönünde bir
kanıt getirmemiş, bu yönde müfettiş raporlarına karşı bir itirazda
bulunmamıştır. Öte yandan, davalı işveren, davacı işçinin ücretlerini gösteren
bordro ve benzeri ödeme belgelerini de ibraz etmemiştir. Davacı vekili dava
dilekçesinde işçinin aylık net ücretinin 500.000.000 TL. olduğunu iddia etmiş
ise, bu iddiasını kanıtlamamış, en azından işçinin gerçek ücretinin ne olduğuna
ilişkin tanık dinletmemiştir. Bütün bu durumlar karşısında, işçinin
tazminatının yasal asgari ücretler üzerinden hesaplanması son çare gibi
gözükmekte ise de, Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, işçinin yaptığı iş
ustalık gerektiriyorsa ve işçi işyerinde usta olarak çalışıyorsa, tazminatının
asgari ücretler üzerinden hesaplanması doğru değildir.
Örneğin,
9.HD. 28.01.1999, 98/17509-99/1065 sayılı kararında: “Ustabaşı gibi nitelikli
bir işçinin asgari ücretle çalıştığının kabulü Yargıtay uygulamaları yönünden
doğru değildir.” Gene 9.HD. 22.10.1987, 8912-9447 sayılı kararında: “İşçinin
yaptığı iş ustalık gerektiriyorsa ve ücretinin asgari ücretin üzerinde olduğu
belirlenmişse, ücret alacaklarının bu belirlenen ücret üzerinden ödetilmesine
karar verilmesi gerekir.” 9. HD. 15.09.1998, 10223-13047 sayılı kararında:
“Davacının torna ustası gibi vasıflı bir eleman olduğu tartışmasızdır. Böyle
bir elemanın asgari ücretle çalıştığının kabulü gerçeklerle bağdaşmaz.”
21.HD.10.03.1998, 474-1667 sayılı kararında:” Maddi tazminat hesabına esas olan
ücret saptanırken, davacının gerçek iş pozisyonu araştırılmalıdır.” 21. HD.
23.03.1999, 170-1983 sayılı kararında: “İşyerinde vasıflı işçi olarak çalıştığı
anlaşılan davacının ücreti saptanırken, yaş ve kıdem olguları da gözetilerek,
aynı işyerinde çalışan vasıflı işçilerin ücretlerine göre değerlendirme
yapılmalıdır.” 21. HD. 20.04.2000, 2793-3117 sayılı kararında: “Davacının
otuzaltı yaşında ve usta enjeksiyon işçisi olmasına karşın, yaşamın olağan
akışına ters düşecek şekilde asgari ücretten hesaplama yapılması usul ve yasaya
aykırıdır.” 21. HD. 27.06.2000, 3995-5128 sayılı kararında: “ Davacı işçinin
kalıpçı ustası olduğu, kalıpçı ustasının da asgari ücretle çalışmasının hayatın
olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmeyeceği; giderek, sigorta
müfettişinin asgari ücret üzerinden yapmış olduğu saptamanın gerçeği
yansıtmadığı açık seçiktir.Yapılacak iş, davacı işçinin kalıpçı ustası olduğu
ve kalıpçı ustasının da asgari ücretle çalışmayacağı kabul edilerek, meslek
kuruluşu tarafından bildirilen ücret esas alınarak tazminatı yeniden
hesaplanmalıdır.”denilmiştir.
Davacının,
davalı işyerinde usta olarak çalıştığı (müfettiş raporlarıyla) saptanmış
bulunmasına, davalı işverenin bordro ibraz etmemiş olmasına göre, işçinin
“gerçek ücreti”nin araştırılması ve bunun için ilgili meslek kuruluşlarından
veya Ticaret Odasından emsal ücretlerin sorulması gerekmektedir. Bu konuda da
Yargıtay kararlarında şöyle denilmiştir:
Davacının
yaptığı iş ile yaşı ve tecrübesi dikkate alınarak gerçek ücretinin ne
olabileceği ilgili kuruluşlardan (meslek kuruluşu ve ticaret odası gibi)
sorulmak ve ücret konusunda toplanan tüm deliller değerlendirilmek suretiyle
gerçek ücreti belirlenmek ve tazminat hesabı buna göre yapılmak gerekir. (9.HD.
21.01.1993, 5968-787) Davacının yaptığı işin karşılığı olarak alması gereken
ücretin, ilgili meslek kuruluşlarından sorulmak suretiyle tesbiti ve buna göre
maddi tazminat hesabı gerekirken, bordrolardaki asgari ücrete göre hesap
yapılarak hüküm kurulması doğru değildir. (9. HD. 09.06.1992, 669-6306) Yeterli
delil bulunmadığı ileri sürülerek yasal asgari ücretler üzerinden tazminat
hesabı yapılması yanlış olup, kaza tarihinde davacının ücretinin ne olduğu
tanıklardan sorulduktan sonra, hüküm tarihine kadar geçen yıllarda ücretlerin
ne olacağı ilgili meslek kuruluşlarından sorulmalı veya bilirkişi aracılığı ile
saptanmalı; böylece belirlenen ücretler dikkate alınmak suretiyle tazminat
hesabı yaptırılmalıdır. (9.HD.05.03.1992, 91/14265-92/2570) İşçinin, vasıflı
işçi olduğu gözönünde tutularak gerçek ücretinin meslek kuruluşlarından
sorulması, bildirilen ücretin esas alınması, buna göre tazminatın hesaplanması
gerekir. ( 21.HD.31.05.2001, 3989-4326)
Görüldüğü
gibi, işçinin yaptığı iş ustalık gerektiriyorsa veya belgelerde “usta” olduğu
yazılı ise, Yargıtay yasal asgari ücretler üzerinden tazminat hesaplanmasını
doğru bulmamakta; işçinin gerçek kazancının araştırılmasını gerekli
görmektedir. Bunun için uygulamada en sağlıklı yol olarak, işçinin yaşı,
kıdemi, tecrübesi, çalıştığı iş kolu ve işyerinin büyüklüğü belirtilmek
suretiyle ilgili meslek kuruluşundan gerçek veya emsal kazancının ne
olabileceğinin sorulmasıdır. İlgili meslek kuruluşlarının bu konuda bilgileri
olmadığı şeklinde cevaplar vermeleri veya bilgi vermekten kaçınmaları
durumunda, Ticaret Odası’ndan bilgi istenmelidir.
XI-Ağır
vasıta kamyon şoförü
Davacının
dosyaya ibraz edilen 27.02.1991 tarih 6718899 no.lu sürücü belgesi “E-tipi
sürücü belgesi” dir. 2918 sayılı KTK.nun 38. maddesine göre E sınıfı sürücü
belgesine sahip olanlar B,C,D ve F sınıfı sürücü belgeleri ile kullanılan
araçları da sürebilirler. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 95. maddesinde bu
hüküm yinelenmiştir. Yasada ve yönetmelikte ayrıca “ağır vasıta” tanımı olmayıp
kamyon,otobüs ve çekici tanımları yapılmakta , E sınıfı sürücü belgesine sahip
olanlar kamyon, otobüs ve çekici vs. kullanabilmektedirler. Yasa ve Yönetmelik
hükümleri çerçevesinde, kamyon,otobüs v.s. kullanan bir ağır vasıta şoförünün
(yaşı ve meslekte eskiliği de belirtilerek) yıllara göre kazançlarının ne
olabileceği ilgili meslek kuruluşundan sorulmalı; gerçeğe yakın rakamlar
bildirilmesi durumunda tazminat hesabı buna göre yapılmalıdır. Burada ilgili
meslek kuruluşu “Kamyoncular Esnaf Odası” olacaktır. Eğer, davacı, uluslar
arası taşımacılık işi yapan ve yurt dışına gidip gelen bir Tır şoförü olsaydı,
o zaman tazminat hesabına esas kazançlar, Uluslar arası Nakliyeciler Esnaf
Odası’ndan sorulacak ve bu kazançların bir bölümü döviz (yabancı para) bazında
olacaktı.
XII-Yurt
dışına sefer yapan Tır şoförleri
Yurt dışına
sefer yapan Tır şoförlerinin ücretleri konusunda farklı bir uygulama yerleşmiş
ve tüm uluslararası taşıma şirketleri aynı biçimde ücret ödemeyi benimser
duruma gelmişlerdir. Buna göre, yurt dışına gidip gelen Tır şoförleri için
(Asgari ücret+Yabancı para) biçiminde bir uygulama sürdürülmektedir. Yabancı
para ödemesine genellikle “harcırah” denmekte ise de, Yargıtay bunu ücretin bir
parçası saymakta; ihbar, kıdem ve her türlü tazminat ödemelerinde “harcırah”
ücrete eklenerek hesaplama yapılmaktadır. Buna ilişkin Yargıtay karar örnekleri
şöyledir:
Tır şoförüne
yurt dışı çıkışlarında ödenen harcırah veya primlerin ücrete eklenmesi gerekir.
Tır şoförü
olarak çalışan davacıya yurt dışı çıkışlarında Alman Markı olarak ödenen ücret
, harcırah ya da prim sayılmayıp kararlılık ve devamlılık gösteren munzam
ödemeler olup, bunların garanti ücretine eklenmek suretiyle tazminatın
hesaplanması gerekir. Ekonomik ve ticari gelişmelerin zorunlu kıldığı “asgari
ücret+prim” esası ile çalışma olgusu karşısında Yargıtay’ın yalnız Tır
şoförleri için değil, tüm çalışanlar için harcırah ve prim gibi kazançların
kıdem tazminatı hesabında gözetilmesini tartışması gerekir.
Davacı işçi
sekiz yıl kadar davalıya ait işyerinde Tır şoförü olarak çalışmış olup, dosya
içeriğine göre ayda ortalama 1,5 yurtdışı seferine çıkmaktadır. Bir başka
anlatımla, her yurtdışı seferinden sonra Türkiye’de birkaç gün kalıp, sefere
çıktığı konusunda tereddüt yoktur. Ayrıca belirtmek gerekir ki, dosya içindeki
verilerde garanti asgari ücret, artı sekiz yıllık süre boyunca her yurtdışı
seferi için 600 DM. İle çalışmaktadır. Bu çalışma işyerinde kararlılık kazanmış
bir şekilde uygulanagelmiştir. Böyle olunca 600 DM.lik ödeme ne bir harcırah ne
de prim olarak nitelendirilebilir. Bu açıklamalar karşısında kıdem tazminatı
hesabında bu ek ödemenin de dikkate alınarak hüküm kurulması dosya içeriğine
uygun düşer. (HGK. 07.10.1998, E.1998/9-622 K.1998/681)
Yurt dışına
sefer yapan Tır şoförünün harcırahı da ücretin bir parçasıdır. Yaklaşık dokuz
yıldır çalışması olan Tır şoförünün asgari ücretle çalıştığının kabulü dosya
içeriğine ve hayatın gerçeklerine uygun düşmemektedir. Aylık miktarı
değişkenlik gösterse de, “harcırah” yurt dışına sefer yapan Tır şoförü ile
işveren arasındaki sözleşmenin ücret unsurunun önemli bir bölümünü oluşturur.
Bu nedenle “sürekli bir ödeme” olduğu için harcırahın da tazminata esas ücrete
yansıtılması gerekir. (9.HD.03.05.2004, 22907-10458)
Ücret artı
prim uygulaması (Şoförün ücret alacağının buna göre hesaplanması): Şoför olarak
yurtdışına sefer yaptığı anlaşılan davacının, her yurt dışına çıkışında
primlerini aldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı aylık ücret + prim
esasına göre çalışmaktadır. Her ne kadar mahkemece Şoförler Derneğinden sorularak
davacının gerçek ücretinin tesbitine çalışılmış ise de, davacının her sefere
çıkışta yabancı para üzerinden prim aldığı dikkate alınmamıştır. Davacı döviz
üzerinden prim aldığına göre, sanki hiç prim almamış bir şoför gibi ücretin
tesbitine gidilmiştir. Bu maddi olgular gözönünde tutularak davacının prim
yanında aylık asgari ücretle çalıştığının kabulü ile, asgari ücret üzerinden
gerçekleşen ücret alacağının hüküm altına alınması gerekir. 9.HD. 14.12.1995,
21116-35551)
Yurt dışına
sefer yapan işçinin ücreti, yabancı para olarak hesaplanmalıdır. Davacı işçinin
ayda ya da belli bir sürede ne kadar yani kaç sefer yurt dışına çıkış yaptığı
ve her bir seferde ne kadar Alman Markı olarak ödeme yapıldığı belirlenerek,
bunun günlük ve saat başına düşen ücreti bulunmak suretiyle sonuca
gidilmelidir. (9.HD. 20.04.1999, 3420-7476)
Sefer başı
ücret alan Tır şoförüne yurtdışı çıkışlarında ödenen prim, ücretin bir
unsurudur.
Davacı Tır
şoförü olup sefer başına prim almaktadır. Tır şoförüne yurt dışı çıkışlarında
ödenen sefer primi, ücretin bir unsurudur. Açıklanan nedenlerle davacının
ücretine sefer primi de eklenerek hesaplama yapılmalıdır. (9.HD. 15.12.2003,
9716-21940)
XII İşyeri
Hekimleri
İşyeri
hekimlerinin ücretleri, Türk Tabipler Birliği’nin asgari ücret tarifesinin
altında olamaz. Taraflar arasında yazılı bir sözleşme olsa bile, asgari
tarifenin altında ücret kararlaştırılmış olması bağlayıcı değildir. Buna
ilişkin Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin kararı şöyledir:
Türk
Tabipler Birliği’nin İşyeri Hekimleri için belirlediği Asgari Ücret Tarifesi
işyeri hekimleri ile taraf olan işverenleri bağlar. (6023 sayılı Türk Tabipler
Birliği Kanunu m.28)
İşyeri
hekimi olan davacı, Türk Tabipler Birliği’nce belirlenen tarifedeki ücret
üzerinden eksik ödenen alacaklarının tahsilini istemiştir. Türk Tabipler
Birliği’nin işyeri hekimleri için belirlediği asgari ücret tarifesi hem işyeri
hekimini, hem de işvereni bağlar. Tarafların anılan tarife altında ücret
kararlaştırmaları tarifenin bağlayıcılığını ortadan kaldırmaz. Diğer bir
anlatımla, davacı tarifedeki ücreti isteyebilir. Aksi görüşle yerel mahkemenin
ret kararı vermesi isabetsizdir.
Mahkemece,
sözleşmedeki ücretin tarifedeki ücretten az olduğu kabul edilmekle birlikte,
tarifenin bağlayıcı olmadığı, doktor olan davacının bu tarifeden haberdar
olduğu, bunu bildiği halde özgür iradesi ile sözleşmeyi imzaladığı gerekçesi
ile fark ücret alacaklarının reddine, sözleşmedeki ücret üzerinden hesaplanan
ihbar ve kıdem tazminatının kabulüne karar verilmiştir.
Davacının
bağlı olduğu Türk Tabipler Birliği, işyeri hekimliği asgari ücret tarifesinin
6023 sayılı Kanunun 28/II maddesine göre belirlemektedir. Bu düzenlemeyle
Birliğe bağlı bulunan işyeri hekimleri için asgari ücret tarifesi belirleme
yetkisi verilmişti. Belirlenen tarifedeki ücretin, sözleşmelerde alt sınır
olarak kabul edilmesi zorunluluğu vardır. Bu yasal düzenleme hem işyeri
hekimini hem de taraf olan işvereni bağlar. Davacı ile davalı işverenin
tarifedeki ücretin altında ücret kararlaştırmaları ve davacının uzun süre bu
ücreti kabul etmesi, tarifenin bağlayıcılığını ortadan kaldırmaz. Bir başka
anlatımla davacı tarifede belirlenen ücreti isteyebilir. Bu somut hukuksal
olgulara göre işyeri hekimi ücret tarifesine göre belirlenen tazminat ve
alacakların bir değerlendirmeye tabi tutularak hüküm altına alınması gerekir.
Yazılı şekilde sözleşmedeki ücret esas alınarak karar verilmesi hatalıdır.
(9.HD.05.04.2004, 2003/19606 E. – 2004/7404) (Yargı Dünyası,
Kararlar,2004/4-107)
XII-Futbol
oyuncuları
1) Meslek
yaşamı sona eren futbol oyuncusunun kazanç kayıpları:
Dava konusu
somut olayda, trafik sıkışması yüzünden çıkan tartışma sırasında ayağından
tabanca ile yaralanan futbol oyuncusunun açtığı davada, Adli Tıp Kurumu, ateşli
silahla yaralanan davacının aradan geçen süre içerisinde tama yakın iyileştiği,
yürüme fonksiyonlarını engelleyecek durumu bulunmadığı, bu nedenle sürekli
sakatlık derecesi belirlenmesine gerek olmadığı; ancak çok seri ve koordineli
hareketler gerektiren futbol oyununu oynamasına engel oluşturacağı sonucuna
varılmıştır.
Adli Tıp
Kurumu’nun “davacının bir daha futbol oynayamayacağına ilişkin” bu raporu
üzerine, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı’ndan (22) yaşındaki davacının
daha kaç yıl futbol oynayabileceği ve kazanç kayıplarının ne olacağı sorulmuş;
gelen yanıtta “profesyonel olarak on yıl daha futbol oynayabileceği, birer
yıllık sözleşme imzalaması durumunda on kez, ikişer yıllık sözleşme imzalaması
durumunda beş kez transfer yapma şansı bulunduğu; transfer ücretlerinin
genellikle kulüp ile futbolcu arasında serbestçe kararlaştırıldığı, ancak
Profesyonel Futbol Talimatı’nın 8/a maddesine göre transfer ücretlerinin asgari
ücretlerin yıllık brüt tutarından az olamayacağı; ayrıca, bütün profesyonel
futbolcuların sözleşmeleri süresince alacakları aylık ücretlerin asgari
ücretlerin altında olamayacağı” açıklanmıştır.
Davacının
futbol oynadığı Spor Kulübünden gelen yazıda, 1993-1994 sezonu için 50.000.000
TL. transfer ücreti ödendiği bildirilmekle, bu rakam, asgari ücretin yıllık
tutarı ile karşılaştırılarak bulunan katsayı, sonraki on yılın asgari
ücretlerine uygulanmış ve böylece transfer ücretleri yönünden davacının kazanç
kayıpları belirlenmiştir.
2) Trafik
kazasında ölen futbol oyuncusu:
Trafik
kazası sonucu 21 yaşında ölen Serkan Kibar’ın Feriköy Spor Kulübünde futbol
oynadığı, 2001-2002 sezonunda aylık 350.000.000 TL. ücret aldığı belgelenmiş
bulunmakla, desteğinden yoksun kalan anne ve babasının tazminatı şöyle hesaplanmıştır:
a) Türkiye
Futbol Federasyonu’ndan mahkemeye gönderilen 05.03.2004 gün 6657 sayılı yazıda
“futbolcuların sağlıklarını ve formlarını korumaları durumunda 10-12 yıl futbol
oynayabilecekleri” açıklaması karşısında, 21 yaşında ölen Serkan Kibar’ın eğer
yaşasaydı (12) yıl futbol yaşamının süreceği ve kazancının buradan olacağı
hususu dikkate alınmıştır.
b) Feriköy
Spor Kulübü her ne kadar amatör kümede ise de, adıgeçen kulübün 25.03.2004
günlü yazısında belirtildiği üzere “Feriköy Spor Kulübü’nün 1927 yılından beri
etkinliğini sürdürdüğü, zaman zaman birinci ve ikinci liglerde yer aldığı, bir
dönem İstanbul liginin seçkin kulüplerinden biri olduğu ve alt yapısından
profesyonel kulüplere futbolcu yetiştirildiği, kulübün faaliyetlerinin
profesyonel nitelikler taşıdığı” hususları çeşitli kaynaklardan doğrulanmıştır.
Gene söz konusu yazıda “ölen gencin Fenerbahçe gibi önemli bir kulübün alt
yapısından geldiği ve orada yetiştiği” bilgilerinin de dikkate alınması
gerekmektedir. Bütün bu bilgiler bir araya geldiğinde de, ölen gencin futbol
oyunculuğunu meslek olarak seçtiği ve profesyonel kulüplerden birine transfer
olmasının üstün olasılık içinde bulunduğu sonucuna varılabilmektedir.
c) Bu
bilgilere göre, ölen gencin 03.03.2002 - 03.03.2014 arası (12) yıllık aktif
dönemi futbolculuk mesleğine göre değerlendirilmiştir.. Buna göre:
aa)Feriköy
Spor Kulübü’nün 13.05.2002 günlü yazısında ölen gence aylık 350.000.000 TL.
ödendiği bildirilmesine göre, (12) yıllık sürenin kazançları bildirilen ücretin
her yıl için %10 artırılması ve % 10 iskonto edilmesi yöntemiyle
belirlenmiştir.
bb)Transfer
ücretleri için (başka bilgi bulunmadığından) Profesyonel Futbol Talimatı’nın
8/a maddesi uyarınca yasal asgari ücretlerin bir yıllık tutarları üzerinden
(12) yılın transfer ücretleri hesaplanmıştır.
d) Destekten
yoksun kalan anne ve babanın zarar süreleri 27’şer yıl olup, bunun (12) yılı
ölen gencin futbolculuk yaşamına ilişkin olmakla, kalan 15’er yıllık zarar
süreleri yasal asgari ücretlerin ulaşım değeri (baliği) üzerinden
hesaplanmıştır.
XIII-Ev
kadınları
Ev kadınlığı
da bir meslektir. Üstelik yaşam boyu yapılır. Ev kadını haksız eylem sonucu
yaralanmışsa, kendi ev hizmetlerini yaparken beden gücündeki eksilme oranında
zorlanacağından, bu güç kaybının tazminat olarak ödeneceği kabul edilmiştir.
Kalıcı sakatlık söz konusu olmasa bile, yaralanma nedeniyle bir süre ev
hizmetlerinin yerine getirilememesi de geçici işgöremezlik olarak
değerlendirilecek ve bunun süresi kadar bir zarar hesabı yapılması
gerekecektir. Ev kadını haksız eylem sonucu ölmüşse, eşi onun ev hizmetlerinden
yoksun kalacağından, destek tazminatı isteyebilecektir.
Yargıtay
kararlarına göre, ev hizmetleri yönünden tazminat hesabı yasal asgari ücretler
üzerinden yapılacaktır. Yargıtay kararları bu yöndedir. Kuşkusuz, olay tarihi
ile rapor (hüküm) tarihi arasında yürürlükte bulunan tüm asgari ücretler
tazminat hesabında gözetilecektir.
Ev
hizmetlerine ilişkin, daha önce birkaç kez yer verdiğimiz Yargıtay kararlarını
ikiye ayırarak bir kez daha özetlemek istiyoruz:
1) Ev kadını
işgöremezlik kaybına uğramışsa:
Ev kadını
yönünden zararın saptanmasında yaşam süresi gözönüne alınmalıdır. Evinin
hizmeti yönünden çalışma gücündeki kaybın yaşam süresince devam edeceğinin
kabulü gerekir. (19.HD. 14.10.1993, 7605-6582)
Ev kadını
trafik olayı nedeniyle yaralanmıştır. Bu yaralanma sonucu istenen tazminat, ev
kadınının ölüm tarihine kadar çalışacağı kabul edilerek hesaplanmalıdır. (11.
HD. 27.06.1996, 3356-4735)
Davacının
emeklilik yaşından başlayarak yaşam süresi sonuna kadar geçecek pasif dönem
içinde “ev kadını” olarak yaşamını sürdüreceği ve sakatlığı oranında fazla güç
harcayacağı kabul edilerek asgari ücret baz alınmak suretiyle pasif dönem
zararının uzman bilirkişiye hesaplatılması gerekir. (19. HD. 03.10.1995,
1076-7783)
Ev kadını
olan davacının, normal yaşama süresince, ev işlerini ve hizmetlerini
yürütürken, beden gücündeki eksilme nedeniyle fazla efor sarfetmesi karşılığı
olarak maddi tazminat ödetilmesine hak kazandığı kabul edilmelidir. (15.HD.
20.10.1975, 3787-4103)
2) Ev kadını
ölmüşse:
Kadın ev
işlerinde kocaya yardımcı olmaktadır, bu sebeple ona bakmaktadır. Kadının ev
hizmetlerini yapması sebebiyle,ölümü halinde koca bu hizmetlerden yoksun
kaldığından; tazminat isteme hakkı vardır. (4.HD. 03.10.1966, 4939-8581)
Yalnız ev
işlerini gören kadın da kocasının desteği sayılır.
Yardımdan
yararlanan kimsenin tazminata hak kazanabilmesi için desteğin ölümünden dolayı
yoksulluğa düşmesi gerekli değildir. Durumuna uygun yaşama tarzında para ile
belirlenebilen bir zarara uğraması yeterlidir. Bir kocanın karısının ölümü
sebebiyle BK.nun 45. maddesinin 3.bendine dayanılarak tazminat istemesi
halinde, sözü geçen şartın gerçekleşip gerçekleşmediğinin tayini için, ölüm
nedeniyle bulunduğu durumla, karısı zamansız ölmese idi bulunacağı durumun
karşılaştırılması gerekir. (4. HD. 13.04.1976, 3029-3914)
Ölen kadının
kendi ev hizmetlerini yaparak sağlayacağı desteğin belirlenmesi ve uzman
bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre uygun bir karar verilmesi gerekir.
(19.HD. 31.05.1995, 9854-4744)
Hiçbir işte
çalışmasa bile ev kadını aileye destek sağlar.
Ölen kişi
herhangi bir geliri ve kazancı bulunmaması nedeniyle aile bütçesine katkısı
olmayan bir ev kadınıdır. Ne var ki hiçbir işde çalışmasa dahi ev kadını aileye
destek sağladığı, aile içi işlevinin bulaşık ve çamaşır yıkamaktan ibaret
bulunmadığında kuşku yoktur. O halde kadının ölümü ile ailenin yoksun kaldığı
destek çamaşır ve ütü gibi yalın ev işlerinin parasal karşılığından ibaret
sayılmamalı, işlevin tümü değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. (4.HD.22.09.1987,
5458-6726)
Davacıların
ölen desteği ev kadını olup, ayrı bir gelirinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu
durumda davacıların yoksun kaldıkları destek tazminatı hesaplanırken aylık net
asgari ücret esas alınmalıdır. (4.HD. 26.06.2001, 4162-6826)
Desteğin ev
kadını olması destekten yoksun kalanların aleyhine bir durum yaratmaz. Destek
ev hizmetleriyle de diğer aile bireylerinin yaşamını kolaylaştıracağından ve
onlara katkı yapacağından bundan yoksun kalan hak sahiplerinin tazminat isteme
hakları vardır.(4.HD. 14.05.1998, 323-3373)
Ev işlerini
gören kadının destekliği:
Yerleşmiş
içtihatlara göre, bedelsiz olarak başkasının bakımını sağlayan ya da ona yardım
eden kimse destek sayılmıştır. Destek, yalnız başkasına yaşamak için gerekli
ihtiyaçları sağlayan ya da bunların temini için para veren kimse değildir. Bu
hizmetleri görmek suretiyle çalışmasını doğrudan doğruya başkalarına tahsis
eden kimse de destek sayılacağından, yalnızca ev işlerini gören bir kadın da
kocasının desteği sayılabilir. (11.HD. 13.09.1999, 4689-6755)
Olay
tarihinde altmış yaşında bulunan annenin davacıya destek olamayacağına ilişkin
bilirkişi raporu gerçeğe uygun bulunmamaktadır. Desteğin yaşı itibariyle, bir
ev kadını olarak elde edebileceği geliri belirlenmeli, bunun mümkün olamaması
halinde ise, desteğin asgari ücret düzeyinde geliri olabileceği benimsenerek,
bu miktar üzerinden destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmalı, varılacak
sonuca göre bir karar verilmelidir. Yerel mahkemece, anılan yönler
gözetilmeden, somut olaya uygun düşmeyen bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı
şekilde, destekten yoksun kalma tazminatının reddedilmiş olması usul ve yasaya
uygun görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. (4.HD. 06.04.2000,
1095-3151)
XIV-
Emeklilik yaşamını sürdüren erkeklerin ev hizmetlerine katkıları
Ev
kadınlarının ev hizmetlerini yaparak aile bireylerine ve öncelikle eşlerine
maddi destek sağladıkları kabul olunmasına göre, emeklilik yaşamını sürdüren
yaşlı erkeklerin de aynı biçimde ev hizmetlerini yerine getirdikleri, eşlerine
yardım ve hizmet ettikleri, onlara hastalıkta ve sağlıkta destek oldukları bir
yaşam gerçeği olarak görülmelidir. Onlar, çarşı-pazar alışverişine giderek, ev
içi onarımlarını yaparak, elektrik, su, telefon, emlak vergisi faturalarını
ilgili yerlere ödeyerek, arabası varsa ailenin şoförlüğünü yaparak, eşi
hastalandığında ona hizmet ederek eşlerine ve diğer aile bireylerine maddi
desteği olabilmektedirler. Bu nedenlerle, ev kadınlarının ev hizmetlerini
“yaşam boyu” yapacaklarına ve bu nedenle tazminat hesaplarının yaşam süresinin
sonuna kadar hesaplanacağına ilişkin Yargıtay kararlarındaki anlayış, emeklilik
çağındaki yaşlı erkekler için de kabul olunmalı, uygulanmalıdır. Yeni Medeni
Yasa’nın eşitlik ilkeleri de böyle bir anlayışı ve uygulamayı gerekli
kılmaktadır.
Ev kadınlarının
kendi ev hizmetlerini yaşam boyu yapacaklarına ve bu yoldan eşlerine ve
yakınlarına "hizmet ve yardım ederek" maddi destek sağlayacaklarına
ve ayrıca geçici veya sürekli işgücü kaybına uğrayan “ev kadınları” yönünden
“yaşam boyu” maddi zarar hesabı yapılacağına ilişkin Yargıtay kararlarının
yasal dayanağı, eski Medeni Kanun’un 152-153. maddeleri idi. Bunlardan 153.
maddede “Eve kadın bakar.” denilmekteydi. Buna karşılık 152. maddede “Evin
geçimini ve her türlü gereksinimlerini sağlamak kocanın görevidir.” denilmesine
karşın, Yargıtay her nedense kadınlar için tanıdığı ev hizmetlerine katkıyı,
erkeklere tanımamıştı. Oysa, kimi kararlarda destek sağlama veya güç kaybı için
tazminat hesabı parasal yönden sınırlandırılmamış; hizmet edimleri ve bedensel katkı
da maddi tazminatın konusu olabilmiştir. Örneğin, 15. HD.26.12.1975 gün
4177-5185 sayılı kararında: “Desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte
bulunmasında zorunluk yoktur. Eylemli ve düzenli olarak yapılan hizmet edimleri
de bir kimsenin destek sayılması için yeterlidir.”denilmiş ; 4.HD. 02.12.1988
gün 6744-10354 sayılı kararında da: “Yalnızca maddi yardım değil, aynı zamanda
hizmet etmek suretiyle de destek olunabilir.” açıklamaları yapılmıştır. Bu tür
kararlara bakılarak ev hizmetlerine “bedensel” katkısı olan her aile bireyi
için de ev kadınınınkilere benzer maddi tazminat hesabı yapılmasının “içtihada”
uygun düşeceği söylenebilir.
Bugün Yeni
Medeni Yasa ile durum değişmiş, kadın ve erkek eşitliği kabul edilmiştir. Yeni
Medeni Yasa’nın 186. maddesi 3. fıkrasında “Eşler birliğin giderlerine güçleri
oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.” denilmiş; 196. maddesi 2.
fıkrasında “Eşin ev işlerini görmesi, çocuklara bakması, diğer eşin işinde
karşılıksız çalışması” konularında cinsiyet farkı gözetilmemiştir. Yeni yasanın
bu hükümlerine göre, ailenin “ev hizmetleri” yönünden kadın-erkek ayrımı
ortadan kalkmış bulunmakla, Yargıtay’ın yukarda belirtilen kararlarındaki “ev
hizmetlerinin yaşam boyu yapılacağı” görüşünün yalnız kadınlar için değil, erkekler
için de uygulanması Yeni Medeni Yasa’nın eşitlik ilkesine uygun düşecektir
İşte, aile
bütçesine maddi katkılar nedeniyledir ki, geçici veya sürekli işgücü kaybına
uğrayan “ileri yaştaki” erkekler için de (asgari ücretten) yaşam boyu maddi
zarar (işgöremezlik zararı) hesaplanmalıdır. Bunun gibi, yaşlı kişi ölürse,
onun ev hizmetlerine (bedensel) katkısından yoksun kalanlar “destek
zararı”isteyebilmelidirler.
Yaşlı
erkeklerin ev hizmetlerine katkıları yönünden tazminat hesabı “yasal asgari
ücretler” üzerinden yapılacaktır.
XV-Çocukların
“ev hizmetlerine” katkı ve katılımları maddi tazminatın konusu olabilmelidir.
Çocuklar,
okula gidiyor olsalar bile, anne ve babalarına yardım ve hizmet ederler. Bu,
kırsal kesimde ve yoksul ailelerde daha yaygındır. Çocuklar, pek az ayrık
durumlar dışında asla ailelerine yük değillerdir. Kız olsun, erkek olsun,
çocuklar kentte yaşıyorlarsa çarşı pazar alışverişine giderek, köyde
yaşıyorlarsa tarım ve hayvancılık işlerinde çalışarak ailelerine destek
olurlar. Kızlar daha küçük yaşlarda ev işlerinde annelerine yardım ederler,
küçük kardeşlerine bakarlar. Ülkemizin bir çok yerlerinde çocuklar çok küçük
yaşlardan başlayarak tarlada tarımda çalıştırılırlar.
Çocukların
aile ekonomisine katkılarını, ana babalarına yardım ve hizmet etmek suretiyle
onların yaşamlarını kolaylaştırdıklarını yasa hükümlerine bakarak da
söyleyebiliriz. Eski Medeni Yasa’mızın “karşılıklı vazifeler” başlıklı
260.maddesinde “Ana, baba ve çocuk, birbirlerine karşı aile yararlarının
gerektirdiği yardımı yapmak zorundadırlar” denilmekteydi. Yeni Medeni Yasa’nın
322’nci maddesinde de, ana, baba ve çocuğun “birbirlerine yardım etmekle
yükümlü” oldukları hükmü yer almıştır
Çocukların
ev hizmetlerine katkı ve katılımları kabûl edildiği takdirde, bu yönden yapılacak
bir tazminat hesabında da “yasal asgari ücretler” birim alınmak gerekecektir.
XVI-Evlenmemiş
yetişkinlerin ev hizmetlerine katkı ve katılımları
Evlenmemiş
(evde kalmış) kızlar anne ve babalarıyla birlikte oturuyorlarsa, ev
hizmetlerine katılım ve katkılarıyla destek olabilirler. Bu ve bunlara benzer
yaşam gerçekleri gözardı edilmemeli; çalışmayan ve kazanç elde etmeyen aile
bireylerinin birbirlerine yardım ve hizmet ederek destek sağladıkları kabul
olunmalı; bu gibi durumlarda yasal asgari ücretler üzerinden tazminat
hesaplanabilmelidir.
XVII-Aynı
çatı altında yaşayanların birbirlerine yardım ve hizmet ederek destek olmaları
a) Anne,baba
ve çocuklardan başka büyükbaba, büyükanne gibi aile büyükleri ile kardeşler,
amca, hala, dayı, teyze, yeğen, damat, gelin gibi aile yakınlarının aynı çatı
altında barınmaları durumunda, bunların birbirlerine destek olacakları bir
yaşam gerçeğidir. Kanıtlanması koşuluyla bu gibi kişilerin tazminat istemleri
kabûl olunmalıdır. Yargıtay da zaman zaman verdiği kararlarda bu tür
desteklikleri onaylamaktadır. Bu kararların çıkış noktasında, “eylemli ve
düzenli olarak yapılan hizmet edimlerinin bir kimsenin destek sayılması için
yeterli olacağı” anlayışı vardır.
b) Aynı çatı
altında “büyük aile” yapısı, ülkemizde yaygın bir yaşam biçimidir. Kentlerdeki
apartmanlaşma bile “birlikte oturma” eğilimlerini ortadan kaldıramamıştır.
Eskiden bu bir gelenek idi. Bugün de yurdumuzun bazı yörelerinde geleneklerine
bağlı aileler büyük evlerde hep bir arada oturmakta, yaşamaktadırlar. Kentlerde
ise, birlikte oturma istekleri, daha çok her ikisi de çalışan eşlerden
gelmektedir. Onlar, hem çalışıp hem çocuk sahibi olabilmek için anne ve babalarıyla
birlikte oturmayı yeğlemektedirler. Bu gibi durumlarda, Yargıtay, torununa
bakan büyükannenin ölümü halinde, kızının, çocuğuna bakması yoluyla sağladığı
destekten dolayı tazminat isteyebileceğini kabul etmektedir. Buna ilişkin karar
örnekleri şöyledir:
Küçük
çocuğuna, kaza sonucunda ölen annesinin baktığını ve ölüm sebebiyle destek
kaybına uğradığını ileri süren evladın tazminat istemi kabul edilmelidir.
(4.HD.18.04.2000, 1691-3562) (İBD. 2001/2-580)
Davacı, ölen
annesinin çocuklarına baktığını, ev işlerini gördüğünü ileri sürerek destekten
yoksunluk tazminatı ödetilmesini istemiştir. Gerçekten, hizmet edimlerinden
yoksun kalma durumunda da, bunun karşılığı olarak maddi tazminatın ödetilmesi,
Borçlar Yasası’nın 45. maddesine uygun düşer. Öyle ki, desteğin yardımının
yalnızca parasal nitelikte bulunmasında zorunluk yoktur. Eylemli ve düzenli
olarak yapılan hizmet edimleri de bir kimsenin destek sayılması için
yeterlidir. (15.HD.26.12.1975, 4177-5185) (YKD.1976/7-1029)
Ölenin,
davacının çocuğuna bakması yoluyla yaptığı hizmet edimleri destek sayılmasını
gerektirir. Davacı, ölen annesinin, çocuğuna baktığını, onun ölmesi üzerine
hizmetçi tutulması zorunluğu doğduğunu ileri sürmüştür. Davacının bu iddiası
yönünden BK.m.45/II ile öngörülen destekten yoksunluk tazminatı söz konusu
olabilir. Öyle ki, ölen annenin, davacının çocuğuna bakması yoluyla yaptığı
hizmet edimleri, destek sayılmasını gerektirebilir. Ölümle, davacı, desteğinin
bu hizmet ediminden yoksun kaldığına göre, uzman bilirkişi seçilip bunun
karşılığı olan paranın saptanmasından sonra, iddia ile bağlı kalınarak uygun
sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekir. (15.HD. 02.07.1975, 2313-3366)
(YKD.1976/9-1346)
Davacı,
davalı sürücünün kusurlu eylemiyle, diğer davalıya ait araca ve annesine çarparak
ölümüne yol açtığını belirtmek suretiyle destekten yoksun kalma isteminde
bulunmuştur. Yerel mahkemece, davacının emekli öğretmen ve emekli eşi olması,
desteğin ise hiçbir işte çalışmayıp dul maaşı ile geçimini sağlayan bir kimse
olması nedeniyle, davacının desteğe ihtiyacı bulunmadığı gerekçesiyle destekten
yoksun kalma tazminatı istemi reddedilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Yerel
mahkemece hükme dayanak alınan ve olay tarihinde altmış yaşında bulunan annenin
davacıya destek olamayacağına ilişkin bilirkişi raporu gerçeğe uygun
bulunmamaktadır. Desteğin yaşı itibariyle, bir ev kadını olarak elde
edebileceği geliri belirlenmeli, bunun mümkün olamaması halinde ise, desteğin
asgari ücret düzeyinde geliri olabileceği benimsenerek, bu miktar üzerinden
destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmalı, varılacak sonuca göre bir karar
verilmelidir. Yerel mahkemece, anılan yönler gözetilmeden, somut olaya uygun
düşmeyen bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı şekilde, destekten yoksun kalma
tazminatının reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmediğinden kararın
bozulması gerekmiştir. (4.HD. 06.04.2000, 1095-3151)
c) Yukardaki
kararlara bakarak bir hususu anımsatmak gereğini duyuyoruz. Şöyle ki: Kural
olarak (erkek ise 18 yaşını, kız ise 22 yaşını geçmiş) yetişkin evlâtlar, anne
ve babalarının ölümünden dolayı destek tazminatı isteyemezler. Yukardaki
kararlarda, küçük çocuğuna bakan annesinin ölümünden dolayı, yetişkin evlâdın
destek tazminatı isteğinin kabûl edilmesi ayrık bir durum oluşturmaktadır. Gene
yukardaki kararlardan birinde “ev işlerini yapan annenin” destekliğinin de
kabûl olunduğu gözlerden kaçmamış olsa gerektir. O halde Yargıtay, aynı çatı
altında yaşayan ve ev işlerini üstlenen kişinin ölümünden dolayı, dul eş
dışında, diğer aile bireylerinin de, ev hizmetlerinden yoksunluk nedeniyle
destek tazminatı isteyebileceklerini kabûl etmektedir.
Örnekleri
şöyle çoğaltabiliriz: Evlenmemiş kız kardeş, aynı evde yaşadığı bekâr erkek
kardeşine ev hizmetleriyle destek olabilmektedir. Gene aynı kız kardeş, evli
ağabeyinin ve çalışan yengesinin çocuklarının bakımını üstlenerek onlara bu
yoldan destek olabilmektedir. Amcasıyla, halasıyla, dayısıyla veya teyzesiyle
oturan yeğen, onların ev hizmetlerinden yararlanabileceği gibi, kendisi çalışıp
evin geçimini sağlıyorsa, anılan kişiler de onun ölümüyle desteğinden yoksun
kalmış olacaklardır.
Aynı çatı
altında yaşayan bütün bu kişilerin, birbirlerine “yardım ve hizmet” yoluyla
“yaşam boyu” destek olabileceklerinin dayanağı Yargıtay’ın bu yöndeki yerleşik
kararlarıdır.
Özetlersek:
“Desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte bulunmasında zorunluk yoktur.
Eylemli ve düzenli olarak yapılan hizmet edimleri de bir kimsenin destek
sayılması için yeterlidir.” (15. HD.26.12.1975, 4177-5185) (YKD.1976/7-1029);
“Yalnızca maddi yardım değil, aynı zamanda hizmet etmek suretiyle de destek
olunabilir.” (4.HD. 02.12.1988, 6744-10354) (Yasa HD.1989/1-79, no:33);
“Desteğin yardımının yalnız parasal nitelikte olmasında zorunluk yoktur. Çünkü
ölenin “hizmet edebilme” güç ve yeteneği de para ile ifadesi mümkün olan bir
mali imkan teşkil eder.” (4.HD.20.03.1986,1585-2553) (YKD.1986/7-959);
“Destekten yoksunluk, yalnız parasal yardım olarak düşünülemez.”
(19.H.D.06.10.1992,2629-4737) (YKD.1993/2-249); “Destekten yoksun kalındığının
kabul edilebilmesi için, ölüm gerçekleşmemiş olsa idi herhangi bir karşılık
beklemeksizin eşya, hizmet, para yoluyla yardım ve bakımın devam edeceğinin
güçlü olasılık içinde ve yardımın sürekli ve düzenli olması gerekir.” (19.HD.
09.12.1993, 1310-8420)(YKD.1994/11-1816) biçimindeki Yargıtay kararlarına
yerleşmiş görüşler ile ev kadınlarının ev hizmetlerini yaşam boyu yapacaklarına
ve ev kadınının ölümüyle bu destekten yoksun kalınmış olacağına ilişkin
kararları birlikte ve topluca değerlendirirsek, aynı çatı altında yaşayan tüm
kişilerin birbirlerine “yardım ve hizmet” ederek “yaşam boyu” destek
olabilecekleri gerçeğine ulaşmış oluruz. Ancak, “hukukta her ileri sürülenin
kesinlikle kanıtlanması gerektiğini” anımsatalım. Eğer ortada bir yaşam gerçeği
yoksa, boş yere inandırıcı olmayan savlarla dava açılıp yargının iş yükü
artırılmamalıdır.
Kuşkusuz,
yardım ve hizmet ederek desteklik söz konusu olduğunda, tazminat hesabının
ölçüsü “yasal asgari ücretler” olacaktır.
Çelik Ahmet Çelik
http://www.tazminathukuku.com/arastirma-yazilari/is-ve-ugrasa-gore-kazanc-belirleme.htm
Çelik Ahmet Çelik
http://www.tazminathukuku.com/arastirma-yazilari/is-ve-ugrasa-gore-kazanc-belirleme.htm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder